İnsana rehber olan, derttir. Bulunduğu her işte, o işin derdi o işin hevesi, aşkı gönlünde harekete geçmezse, o işe niyet edemez. O iş dertsiz mümkün olmaz. İster dünya ister ahiret ister ticaret, ister padişahlık ister ilim; ister yıldızlar ve diğerleri olsun. Meryem’in doğum derdi olmadıkça, o baht ağacına yönelmedi: ‘Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine yöneltti (Meryem, 19/23).’ Onu o dert, ağaca getirdi ve kuru ağaç meyve verdi/yemişlendi. Beden Meryem gibidir. Her birimizin İsa’sı var. Derdimiz bulunursa, İsa’mız doğar. Dert olmazsa İsa da geldiği gizli yoldan tekrar aslına varır. ancak biz mahrum ve ondan yararlanmamış kalırız. (Mevlana Celaleddin-i Rumi – Fihi Ma Fih)
Bunca sorundan sonra açtım önüme bu çıktı. Dert normaldir diyor Mevlana. Ferahlamak için dert gerek…
Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin bu sözü, aslında derdin olması durumunda, derdin seni güçlendirdiği, yardımın yakın olduğu ve zorlukların üstesinden gelebileceğin bir inancı ifade ediyor. Ancak bu, dertlerin bizim yaşamımızda mutlaka olması gerektiği anlamına gelmez. Elbette her zaman sorunlar ve zorluklarla karşılaşabiliriz, ancak yaşamın keyifli anlarına da yer vermemiz gerekir.
Ayrıca, dertlerimizle yalnız başımıza başa çıkmaya çalışmak yerine, yardım istemek de önemlidir. Zor durumda olduğumuzda, yardım alabileceğimiz kişilere başvurabiliriz. Bu, zayıflık değil, akıllıca bir davranıştır.
Bir diğer önemli nokta da, dertlerimizi sadece kendimize saklamamamız gerektiğidir. Dertlerimizi paylaştıkça, kendimizi daha iyi hissederiz ve çözüm için yeni bakış açıları kazanabiliriz.
Bununla birlikte, derdi verene hamd etmek de önemlidir, çünkü hayatın güzel yanlarını yaşamak için zorluklarla başa çıkmayı öğrenmemiz gerektiğini hatırlatır. Hayatın keyifli anlarının tadını çıkarırken, dertlerimizi de bir fırsat olarak görüp, onlardan öğreneceklerimizi değerlendirmeliyiz.
Derde sitem etmek yanlış işte. Orada yanlış yapıyoruz. Sitem edilmese ondan gelen her şey kabuldür dense ‘Sorun Yok’…
Aslında derdi verdiğine hamdolsun etmeli. Bir fırsat hali zuhur ediyor. Dert vermese feraha erme ihtimalin yok. Yani maça çıkacaksın ki yenilebilirsin de yene bilirsin de. Ancak, maça çıkmasan yenme ihtimalin de yok. Biz maça çıkıyoz al işte fırsat. Ama maçta diyoruz ki zaten yenileceğiz niye çıktık.
Dağa vermiş yükü kabul etmemiş. Düşün aslında kudreti! Kendi gücümüzün farkında değiliz.
Çünkü gücü vereni bilsen aslında her şeyin üstesinden gelebiliriz. Benim gücüm yetmez diyorsun. Halbuki taşınamayacak yük kimseye verilmiyor ki… Yani sonuç olarak, inanmak güzel bilmek güzel. Ama bildiğini unutuyorsun, akıl edemiyorsun, gaflete düşüyorsun. Bu kötü! O yüzden her an bunları tefekkür etmek gerek
Zaten işin aslı da o değil mi? Bir dakika tefekkür ne kadar ibadete denk..!
Bitirecektim, düşüncelerim ile kitaptan tevafuk durumu hasıl oldu.
…kendi çocuğunu ve sevdiğini döverlerse, azarlama buna denilir. Sevginin delili böyle durumda ortaya çıkar. O zaman madem ki kendinde bir dert ve pişmanlık gorüyorsun, Hakk‘ın yardmının ve dostluğunun delilidir. (Mevlana Celaleddin-i Rumi – Fihi Ma Fih)
… ve şöyle diyor Mevlana: “Kendinde dert görüyorsan Hakk’ın yardımının delilidir bu”.
Dert edindiğin her ne varsa yardım yakındır.
