Artık Bana Bir Masal Anlat

Artık Bana Bir Masal Anlat
Yazar: bahtiyar

Artık başlangıçlar böyle galiba. Bir varmış, bir varmış, bir varmış, bir daha varmış, varmış da varmış… Evvel zaman içinde develer de varmış, pireler de varmış, köpekler de varmış, yılanlar da varmış, çıyanlardan zaten bahsedilmese olmaz masallarda. Sülükler varmış, domuzlar varmış, atlar-eşekler varmış, koyunsuz tadı mı olur masalın onlar da varmış. Çeşit çeşit hayvanat varmış da varmış…

Zaman gelmiş geçmiş. Zaman durmaz hep ilerlermiş. Zamanın içinde bir yerlerde bazı hayvanlar bir araya gelmişler koklaşmışlar kaynaşmışlar ve “şu insanoğlundan kurtulmamız lazım” demişler. “Bu İnsanoğlu yüzünden istediğimizi rahat rahat yapamıyoruz. Birbirimizi bile yiyemiyoruz…” diye devam etmişler ve insan denilen varlığı ortadan kaldırmaya karar vermişler. İnsancıklar ortalarda görünmeyince istediklerini rahat rahat yapacaklarından o kadar emin olmuşlar ki bu kararlarını çalgılı çengili, şatafatlı patafatlı, vur patlasın çal oynasın şeklinde bir parti bile vermişler. Silah sesleri de ne ki? Toplar, bombalar bile patlatmışlar eğlencelerinde. Tabii böyle büyük şenliklerde kurban kesilmesin olur mu? Bir sürü kurban kesmişler, tabiyki de kurbanlar insancıklardanmış. Eğlence daha bitmeden, hayvanların çoğu eğlenirken, bazı hayvanlar da insan avına çıkmışlar. Tabii insanlar şu şok şok şoook! Ne oluyor, ne bitiyor diyene kadar yüzlerce insanı öldürmüşler, on binlercesini de kafeslere tıkmışlar.

Var Mı? Yok!

Hoş! Ne oluyor diye sorsalar da insanların dilinden anlayıp bu soruya cevap verecek hayvan varmış mı ki dünya üzerinde? Yok. Zaten hayvanların insanlar ne söylüyorlar diye dinlemeyede hiç niyetleri yokmuş. Hiç de olmamış, olmayacakmış…
Öyle derken, böyle derken, öyle olurken, böyle olmazken zaman durmamış yoluna devam etmiş. Hayvanlar kafesleri tıka basa doldurmuşlar, yeni kafesler yapmışlar apar topar ama onlar da dolmuş. Durmuşlar biraz ama zaman durmamış. Birkaç gün geçmiş ve hayvanlar ortalıktaki kargaşa içinde aslında büyük bir sükunet olduğunu görmüşler. Çünkü insanlar daha önce böyle bir şeyle karşılaşmadıklarından neler olduğunu anlamaya çalışanlar varmış, yakınları kafese tıkıldığı için korkan ve yakınlarından haber almak için kendi kendilerine çırpınanlar varmış… Kurnazlık edip sıra kendilerine gelmesin diye sinenler mi, hayvan urbası giyenler mi, sevmedikleri insanları sırtlarından pıçaklanmış şekilde hayvanlara getirenler mi ararsın…. Her çeşit insan varmış ama hayvanlara müdahale eden yokmuş…
Hayvanlar zaten bildikleri bir şeyi böylece yaşayarak da görmüşler. İnsanlar refleks olarak hemen kendilerini korumak için saldırıya geçmiyorlarmış. Tabii bu durum hayvanların hem işlerine yarayıp hem hoşlarına gitse de “Bunların akılları var, düşünecekler taşınacaklar ve çok kısa zamanda her şeyi çözüp yine bizi durduracaklar.” diye konuşmuşlar kendi aralarında ve kafesleri bazen boşaltır gibi yapıp yeni insancıklar ile hep dolu tutarak insancıkların korkularını hem diri tutmuşlar hem de ara ara yeni tür korkularla arttırıp birlik olup akıllıca konuşmalarını ve harekete geçmelerini önlemişler.

Bir Zaman Sonra

Zaman yine durmamış ve ileride ilerlemeye devam etmiş. Çok zaman geçmemiş, -birkaç hafta mı diyelim, neyse hadi birkaç ay diyelim, orta yolu bulalım- birkaç ay geçmiş ve insanlar her şeyi anlayıp, görüp çözmüşler. Ama gel gör bunlar insan hayvan değiller ki! O yüzden akıllarını ve yüreklerini kullanmadan edememişler. İçeridekiler dışarıdakileri, dışarıdakiler içeridekileri düşünürlerken zaman durmamış ilerlemeye devam etmiş. ‘İçerdekiler zarar görmesin’, ‘dışarıdakiler zarar görmesin’ diye endişelerle düşünmeye devam ederlerken zaman durmayıp ilerlediği gibi hayvanlar da durmamışlar ve insanların çözümleri bildikleri halde birbirleriyle konuşmalarını ve dolayısıyla harekete geçmelerini engellemek için kurdukları planları gerçekleştirerek uygulamaya devam etmişler. İnsanları birbirlerine olan sevgileriyle ve değerleriyle vuruyorlarmış.

Bütün insanları yok etmeye, öldürmeye kalksalar henüz yakalayamadıkları insanların akıllarını kullanarak hızlıca harekete geçmeyeceklerinden eminlermiş ama akıllarını kaybederek hayvanlar gibi saldırırlar diye korkuyorlarmış. Çünkü insan denilen varlık aklını ve yüreğini kullanmadığı zaman en tehlikeli ve acımasız canlı olduğunu çok iyi biliyor ve bunu hiç unutmuyorlarmış. O yüzden yavaş yavaş işkencelerini artırıyorlarmış. Birilerini salıp birilerini aldıklarından ortamının gazını da alıyorlarmış. Hem zaten hemen hayvan urbasını giyip hayvanlara destek olan insansıların çok çok büyük yardım ve desteği oluyormuş. Böylece insanlar bildiklerini ve çözümleri konuşmaya çekiniyorlarmış, ki nerde kaldı bir araya gelip harekete geçsinler!

Zaman durmamış ve ilerlemeye devam etmiş. O ilerlemiş, ömür de onunla birlikte ilerlemeye devam etmiş. Hayvanlar artık rahatlamışlar ve bu yok etme işini eğlenceye bile dökmüşler. İçeridekilerle ayrı, dışarıdakilerle ayrı eğleniyorlarmış. Kendilerince hayvanların intikamlarını alma oyunları bile oynuyorlarmış; ”siz bizim önümüzü kestiniz, şimdi de biz sizi keseceğiz…” diyerek ufak tefek bencilce vaatlerde bulunarak insanların ellerindekini alıyorlarmış. İnsan! Zavallı. İnsanın kendi bencilliğini/acizliğini kendisine karşı kullanmışlar da farkına varabilmiş midir acaba? “Siz bizim derimizi yüzüp post yaptınız” diyerek insanların mallarına çökmüşler. Yapmışlar işte… “Siz hayvanlara bunu yaptınız, biz de şunu yapıyoruz” diyerek bir sürü şey…

Yarından Ümitli Olanlar

Zaman ilerledikçe insanlar elleri kolları bağlı sabırla(!) oturup beklemişler mi? Büyük çoğunluğu, evet. Az bira insancık yapılması gerekenleri yapıyor ve sebeplere uyup mücadele ediyorlarmış. Az olduklarından etkili olamasalar da yarınlardan ümitli olduklarından bu yaşananlar unutulmasın ve bunu yapanlar da adaletin terazisinde tartılsınlar diye hayvanları kınalamaya başlamışlar ve kına yakmaya devam etmişler. Bir taraftan ‘tarih tekerrür eder ama insan yaşananlardan ibret almazsa’ diyerek de insanları uyandırmaya yani harekete geçirmeye çalışıyorlarmış. Uyanmak dedik, çünkü hareket etmeye niyeti olmayanların en büyük bahanelerinden birisi; “İnsanlar hiçbir şeyin farkında değil. Hala uyuyorlar!” demeleridir. Uyuyor numarası yapan bir insan nasıl uyandırılacaksa artık…!?

Ama o mücadele eden insanlar yılmamışlar ve yarınlarda güzel günleri yaşamak için ellerinden geleni yapmayı sürdürmüşler. İki üç, üç beş kişi bir araya geldikleri zaman bir bir daha iki değil de onbir yaptıklarını hem görmüşler hem de diğer insanlara anlatmaya çalışmışlar. Ama zaman ilerlemeye devam etmiş ve hayvanlar da işkencelerine yenilerini ekleyerek uygulamaya devam etmişler. Böylece zaman ilerledikçe insanların bir araya gelip birlikte hareket etmeleri de gecikmiş, gecikmiş, geciktirilmiş. İnsanlar bir araya gelip hareket etmiyor olabilirler ama hayvan urbası giymiş olanlar ve insanlar arasındaki ahmaklar da boş durmuyorlarmış. Yakılan kınaları gören hayvan urbalılar ahmakların ağzını aramış, onlara şeker-çikolata, fındık-fıstık vaat etmişler ve birçok ayrıntıyı öğrenmişler.

Bahaneler, Bahaneler

Zaman durmamış. Hayvanlar yaptıkları ufak tefek işkencelerden dolayı teşekkür edilmemesini nankörlük olarak görüp işkenceleri arttırmak için bahaneler bile uydurmaya başlamışlar. Ama şu kına yakanlar için de ayrı planlar kurmayı ihmal etmiyorlarmış. Aslında bu konuda çok bi endişeleri de yokmuş. Çünkü kurdukları planlar hayal ettiklerinden çok daha iyi işliyormuş. Hayvan urbası giymiş olanların bu kadar içten ve yürekten yardımları hayvanları bile şaşırtıyormuş. Kafeslerin içine iki-üç fitili çekilmiş fitne atınca uzunca bir zaman rahat ediyorlarmış. Kafeslerin dışında zaten korku yettiği halde yinede fitne ile süslemeyi ihmal etmiyorlarmış ve fitneler ortalıkta artarak cirit atıyormuş. Bazen hayvanlar bile “bu kadar fitne çok” deyip isyan eder gibi oldukları oluyormuş. Hele bir de “ileride size özgürlük değil ama şeker çikolata vereceğiz” diyerek kandırdıkları -daha doğrusu- buna razı olanlar hayvanların işlerini çok rahatlatıp kolaylaştırıyormuş.

Zaman durmamış ve ilerlemeye devam etmiş .Hayvanlar artık rahat rahat istediklerini yaptıkları gibi arada bir birbirlerine saldırıp eğlenmeye devam ediyorlarmış. Ama bu rahatlıklarına rağmen şu kına yakanlar için bir şeyler yapmayı ihmal etmiyorlarmış. Tabii kurunun yanında yaş da yanacakmış, artık kuru kim yaş kimse!

Ve artık bu masalın kahramanını ortaya çıkarma zamanı gelmiştir, değil mi? Zaman durmadı, ilerliyor. Yıllar yılların üstünden geçti. Bekliyormuş bekleyenlerle birlikte ama aktif sabırla bekliyormuş. Dışarısı ile içerisi arasında büyük bir irtibat kopukluğunu giderip az da olsa irtibat kurmaya çalışmış yıllarca. Kendisi gibi olan diğer insanlarla konuşabildikçe onlardan öğrendiklerini de uygulamaya çalışıyorumuş. “Biz içeride varız. Ve henüz katledilmedik. İnanın ve cesaretle imanın gerekliliklerini yapalım” demeye çalışıyormuş. Oyuncaklar yapmış, bileklikler, zeytin çekirdeğinden tesbihler, yazılar yazmış, hikayeler anlatmış… Görüşlerde doğrudan söylemiş, hiçbir zaman ümitsiz olmamış ve aktif sabrını yitirmemiş ama zaman hep ilerlemeye devam etmiş. Hiçbir zaman istediği veya istenilen cevaba yakın cevap alamamış ama çok fırça ve tokat almış, vermişler. İçeride ayrı dışarıdan ayrı… Zaman ilerledikçe yaraları iyileş iyileşmese de yenilerini açmışlar ve böylece eskileri görünmez, hissedilmez olmuş.

Ümit Işığı

Hep bir ümit ışığı aramış, göremedikçe kendi bir mum yakmaya çalışmış ama bir türlü el uzatan olmadığı gibi her seferinde ellerini kırmışlar. Yılmamış, yılamazmış. Çünkü yeis bataklığına düşmek İNSAN’a yakışmaz diye inanıyormuş. Sınavda olduğunu biliyor ve soruların cevaplarını doldurmaya çalışıyormuş. Soruların cevapları lütuf olarak gelirse sevinçle yazacakmış. Ama bunun bir lütuf olduğunu biliyormuş ve umut etme hakkı olduğunu ve bu lütfu bekleme hakkı ve haddi olmadığının da farkındaymış. Hayvanlardan korkuyormuş ama en çok da onu sınava tabi tutan yaratıcısına nankörlük ve saygısızlık yapmaktan korkuyormuş. O yüzden O’nun verdiği akıl ve yüreği ile ümitle kendine yakışan şekilde mücadele etmeye devam ediyormuş. Kendi gibilerini gördükçe ümidi artıyormuş, duymak bile yetiyormuş çoğu zaman. Vuslat için ümitleniyormuş…
Zaman durmamış ilerliyormuş. Yıllar önce karşılaştırıldığı birileriyle yeniden karşılaştırıldığı zamanlarda “Senin söylediklerin çıktı” diye tasdik ediyorlarmış bazıları. O da izahı olmayanın mizahı olur diyerek “Sizi tebrik ederim. Siz de kendinizi geliştirmişsiniz. Önceden sadece Dayı’nın söylediklerinin doğruluğunu tasdik edip; ‘Vay be! Yıllar önce bugünleri görmüş de söylemiş.’ derdiniz şaşkınlıkla. Şimdi beni de tasdik ediyorsunuz. Maşallah!” diyormuş ama vicdanı el vermediğinden “Benim söylediklerimle Dayı’nın söyledikleri farklı değil. İnşallah artık özellikle Dayı’nın söylediklerini tasdik etmek yerine hayata geçirmek için harekete geçseniz.” diye de ekliyormuş.

Ufak Bir Çatlak

Zaman geçmeye, ilerlemeye devam ediyormuş. Zamanın içinde bir an, bir ümit ışığı olması niyetiyle bir mum daha yakmış; “Şu zaman diliminde şunları şunları yapmazsak bunlar bunlar olacak gibi görünüyor” demiş. “Hadi ya, bunlar da mı olacak?” demişler biraz alaylı şekilde. Zaten kırgın olan kalbinde bir çatlak daha meydana gelmiş ve tebdili mekanda ferahlık vardı düşüncesiyle kalkmış ve gidebileceği en uzak mesafe olan 5 adımlık yere giderken; “biz bize düşeni yapmazsak daha neler olacak! Çünkü hayvanlar durmuyor.” demiş hüzünlü bir sesle. Tutuldukları kafese alışanlar da “atıyorsuun” gibisinden tepki vermişler. İnsan alışır, alışıyor. İnsan neye alışmaz ki? Acı olan ise kötü ve yanlış olanı kabullenmek. Bu durumu kabullenmeyen başka bir kahraman; “Ne olmaz denilenler oldu. Görünen o ki yine Harekete Geçmek yerine tasdik zamanının gelmesini bekleyeceksiniz. Bari gölge etmeseniz.” demiş. Ama kime demiş?…

Zaman durmamış ve ilerlemiş. Olmaz denilen şeyler yine olmuş, daha neler neler olmuş ve nelere gebeymiş bunlar. Kim bilebilir ki? bu arada şu kına yakanları hiç unutmuyormuş hayvanlar. Hep kına yakmalarını engellemek için çareler, işkenceler üretiyorlarmış. Bir gün kafesten kafese değil de komple kafesi değiştirmişler hayvanlar. Yeni tür ve cins hayvanlara göndermişler özellikle kına yakan insancıkları. Olmaz denilenlerden biri daha olmuş. Yine ve yine tasdik tebrikleri gelmiş ama hareket sadece çenelerinde olmuş. O da “Vay be! yine haklı çıktınız.” demek için. Artık arada üç beş kişinin uyuyor numarasını bırakmış olmaları kar gibi görünmeye başlamış. Ama hayvanların işkenceleri tabii ki durmamış, artarak zamanla birlikte ilerlemişler…

Dışarıdan Gelen Sesler

Zaman geçtikçe eldeki kına da fayda vermemeye başlamış. Kına vuruyorlarmış en çok işkence eden hayvanlara ama kınayı göremiyorlarmış; “Acaba kınada mı sorun var, yoksa üzerinde o kadar çok kına var ki yeni kınalar görünmez mi oldu?” diye düşünür olmuşlar. Ama işkenceler durmamış, daha da artmış. Masalın kahramanını ve onun gibi olan bazılarını toplu kafeslerden alıp tekli kafese tıkmışlar. Artık zor olan daha da zor olacakmış. Tam ciddi bir çukurun karanlığı içinde boğulacağını zannettiği zamanda dışarıdan bir ses gelmiş. Elindeki kınalardan bir numune istemişler. “O kınayı güncelleştirip, güçlendirip insanlara göndereyim. Umut ışığı şeklinde bir hareket olacak inşallah” diye inanarak kınadan numune göndermiş, gönderebilmiş. Tabii zaman ilerledikçe hayvanlar boş durmamış. İnsancıkların dillerini de çözmüşler, anlamaya başlamışlar. Sonuçta hayvan urbası giyenler neden başka urbalarda giyinmesinler değil mi?

Zaman durmamış ilerlemeye devam etmiş. Zaman içinde bir an kına ile ilgili dışarıdan cevap gelmiş. Kınanın ne kadar garip olduğundan, neden fırça ile değil de elle vurulduğundan, hijyen kurallarına uymadan yapıldığından, güzel güzel kokular serpilmediğinden şikayetlermiş gelen haber. Tabii bizim kahramanımız şok şok şoook… Eeee, yapsın garibim? Son bir ümitle; “Bari kınayı güzel insanların olduğu yere gönderdiniz mi?” diye sormuş. “Bunu gönderdik! Ama bir daha kına yapma ve yakmaya da çalışma hiçbir hayvana!” diye de tehdit edilmiş. Hayvanların bu konuşmalarını duyduğunu ve anladığını iki tarafta biliyormuş. O yüzden kahramanımız onları sevindirmemek için elindeki son mumu yakmaya çalışarak kınanın kalitesi ve içindeki malzemelerden söz etmek istemiş. Kalitesi için bir kına uzmanına gösterilmesini ve hayvanların duyacağı şekilde cevap verilmesini istemiş, beklemiş, ummuş…

Sınav Bitti!

Zaman ilerlemiş. Cevap bir türlü gelmeyince ve yine arada kınasının güzel kokmadığı söylenince bunları duyan hayvanlar ziyaretine gelmiş. Kahkaha atıyorlarmış, ağızlarından salyalar akıtıyorlarmış. Hayvanların keyifle; “Yıllardır seni ve senin gibilerin kınalarını yok etmeye, silmeye çalışıyorduk. Bir türlü başaramıyor ve engel olamıyorduk. Şu an seni afiyetle yesek alacağımız cevap ‘Oh! Maşallah, afiyet olsun size.’ olur. Bizim yapamadığımızı, başaramadığımızı, durduramadığımızı size el uzatması gerekenler yapıyor. Seni neden yiyelim ki? Ha ha haaa, artık seni sadece ibreti alem olsun diye sergileyeceğiz. Sen bizim sadece eğlencemiz olacaksın!” demişler ve gitmişler. Kahramanımız arkalarından; “Bakalım O’nun planı ne?” diye düşünüyormuş. Umut için bir mum yakmak istemiş ama mum olmadığını biliyormuş. Bir de ne görsün, yüreğinin olduğu yerden ateş çıkmış. Artık mum ışığı olarak kendisi yanmaya başlamış. Yanıp bitene kadar harekete geçilirse karanlık bitecekmiş. Hareket olmazsa yine de birşey olacakmış: Sınav biter.

Ve elbet bir vuslat gerçekleşir, en azından şerefini ve imanını yanında götürebilecekmiş. Zaten her şeyin sonu O’na dönüş değil mi, yani başlangıç…
19/08/2021
AT-24
Afyon

Bir Yorum Bırakın