Atabe, Türkçe dilinde “Eşik” anlamına gelen bir kelime olarak kullanılır.
Atabe kelimesinin sembolik anlamı da oldukça güçlüdür. Eşik kelimesi, genellikle insan hayatındaki dönüm noktalarını temsil eder. Bu nedenle, Atabe kelimesi de, insanoğlunun hayatında karşılaştığı zorlu engelleri aşmak için ihtiyaç duyduğu cesareti ve dayanıklılığı ifade eder. Atabe kelimesi, aynı zamanda geçmişi ve geleceği birbirine bağlayan bir sembol olarak da kullanılır.
Günümüzde Atabe kelimesi, Türk kültürünün bir parçası olarak kabul edilir. Yemeklerde sıklıkla kullanılmasının yanı sıra, şiirlerde ve hikayelerde de yer bulur. Atabe kelimesi, Türk toplumunda birliği ve dayanışmayı ifade eden önemli bir semboldür.
Başımızın üstündekilere ayağımızın altındakilerden daha çok değer biçmemizle başlar eşiklerin çilekeş hikayeleri… Ve acıyla olgunlaşan her varlık gibi, erken olgunlaşır onlar da…
Gördükleri tüm vefasızlığa rağmen asla tek sefer ağırlamazlar misafirlerini; bir girerken, bir de çıkışta. Kademin sırrı kıdemleşir zamanla, yüreklerdeki arz olununcaya dek. Helalinden hiçbir eşik geçit vermez haram yola ve açmaz bağrını böylesi hayata… Nice aşklar, nice pişmanlıklar sırlanır eşiklerde ve her ıstırap yüklü yürek kademiyle ezer eşikleri; ezildikçe derinleşir, derinleştikçe değerleşir her biri.
Zaman zaman seslenirler kah Beyazıt kapılarından kah avlularından: “Beyazıt havası soluyan, parke taşlarından doğru bir girizgaha yönelen herkesin yolu düşüyor ve düşecektir bağrıma. İster Beyazıt’ın kalabalığında yalnızlaşanlardan olsun, isterse bir başına tüm yalnızlıkları bertaraf edeceklerden… Elbet kademi kıdemleşir üzerimde..” diyerekten.
Eğer eşiğine baş koymuşsan yârin, sevmişsin demektir ve şükrünle tembelleşmek değildir bundan gayrı niyetin.
Çünkü, ancak seven bir ruh gönüllü olarak itaat etmekten mutluluk duyar; hiçbir şey huzuru aşksız bir itaat kadar gölgeleyemez.
Okuyarak, öğrendiklerini severek yaşamak, anlamak vakti… Bazense yaşamın eşiğine gelir insan… Yaşamın kıyısına gelmek gibi yani… Bir yanı içe bir yanı dışa bakar; kâinatın çift yönlü yaratılışı misali.
İşte tam da yaşamak fiilini kullandığımız hayatın ortasından geçer tüm eşikler ve eşiklere mihmandarlık yapan kah çift tokmaklı kah kagir kapılar… Her bir kadem ayrı kederi, apayrı hikayeyi bırakır atabe diyarlarına. Atabetü’l Hakayık’ın dile getirdiği hakikatler misali kimi zaman. Kimi zamansa şiiriyle Ahmet Hamdi seslenir sâdâsı eşik olanından;
EŞİK Uzakta, aya çok yakın bir yerde, Çılgın ve muhteşem harabelerde, Büyük sükûtların fırtınası var. Mermer duvarlarda kırılmış sazlar, Çok genç uçuşunda ve hangi haşin Yıldıza gülerek çarptığı için Alnında bir siyah nokta geceden Kovulanlar ışık bahçelerinden, Bütün ayrılıklar hepsi orada Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada. Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü Göğsünde kanayan bir zaman gülü Mahzun bakışlarla dinler derinde Olup olmamanın eşiklerinde. Garip telâşını, binlerce fecrin Ocağında nezir güvercinlerin Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru Çırpınır bu beyaz mahşere doğru! Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca Gölgesi güneşin üstünde uçan Dişi kuyruğunda ebedî yılan, Ve üstüste rüyâ! Bir ses yavaşça, Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin Zümrüt usaresi maviliklerin Suların üstünde arar kendini Yoklar, ömrün bütün sahillerini Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz Hep birden tutuşur, nârin kemerler Alevden sütunlar, altın, mücevher, Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar Büyük masalını aydınlıkların. Elele bir oyun bugün ve yarın Bütün pınarlara koştum cevap yok Tekrar bana döndü her attığım ok Her çığlık önümde tutuştu, yandı Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı, Yabanî otlarla örtüldü duvar... İlhamlı çehresi hilkatin sular Kaç kere değişti önümde böyle, Birbiri ardınca gün ve mevsimle... Ve kaç kere bahar güldü derinde Güllerin kanıyan bekâretinde Taze gülüşüyle toprağın suyun... Tılsımlı kadehi her susuzluğun Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl Yıldızların bize ördüğü masal Kaç kere yarattım tenhada seni Beyaz kollarını, sıcak buseni... Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün Ay altında bir gül nağmesi yüzün... Evet çok bekledim, kaç kere hazan, Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan Yeleler alevli, ağız köpüklü, Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü Geçtikçe batıya doğru önümden Zâlim ümitlerle ürperirdim ben, Duyardım her an uzlette bir yeni Âlemin yıkılıp devrildiğini Çılgın mahşerinde ses ve renklerin... Benden sor sırrını mesafelerin Benden sor ve benden dinle akşamı.. Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı...
Ayak bastığınız her atabenin hakikate açılan bir kapıya mihmandarlık etmesi dileğiyle…

Böyle derinlikli yazılar insan olduğumu daha yürekten hissettiriyor.. Kaleminize Sağlık
Waaoovv