Bir Askerin Hatıra Defteri – Acemi Zamanlar
Bilen bilir asker ocağı işte. Vatan borcunu ödeyeceksin ve koca bir adım atmış olacaksın hayatın en ortasına. Kim bilir sende ayırırsın belki ömrünü öncesi ve sonrası diye. Burada karanlığı aralayan florasan aydınlığı ışık; mum dibi kadar aydınlatır ancak ve sen zor açılan gözlerinle etrafa bakınırsın her sabah…
Sıcak yatağın, öğlene kadar uyumaların rüya. Bütün mahmurluğuna rağmen açmak zorundasın gözlerini. İstemesen de ufak ufak aydınlanıyor her yer. İşte diyorsun askerim askerdeyim. Tek tip kıyafetler gibi; ayrı ayrı düşünceler ayrı ayrı kokular getirmiş bedenler burada tek. İsmin cismin bir önemi yok burada herkes bir ve herkese aynı görev düşer “Vatan sana canım feda”.
Farklı isimler, farklı cisimler yavaş yavaş ailen oluyor. Memleket hikayelerinde zihninde canlandırıyorsun duyduklarını. Belki de hiç göremeyeceğin yerlerin seyyahı oluyorsun düşlerinde. Sabah uyanmaların alışkanlığa dönüşüyor. Daha mı çok seviyorsun yerini yoksa daha mı az özlüyorsun evini bilmiyorsun. Artık görevin olduğu için bakmıyorsun etrafına. Mecburiyetinin aşka dönüştüğünü fark ediyorsun. Gel zaman git zaman daha çok seviyorsun (ki) – Vatan; annen, baban, özlediğin eşin, kardeşin, çocuğun ve en aç halinde yediğin yemek – oluyor.
Acemi zamanların geride artık, unutuyorsun çocukluğu… Büyümek böyle bir şeymiş belki de. Hani o hiç bitmez dediğin, eksilmez sandığın her şey küçücük kalıyor hafızanda. Gözünde büyüttüğün ve bu defa bitmemesini dilediğin bi sevda doğuyor kalbine “Vatan sana canım feda”.
Yeni numaran tüfek kabzasında yazılı; ezberinde sevdiğinin telefon numarası yerine… Kitapların yok burada! Kütüphanede. Eşten dosttan gelen birkaç satır mektup o da kaç ayda bir gelirse işte. Boynunda beğendiğin için değil öldüğünde tanınman için takılmış künye artık onurun oluyor. Benimsiyorsun her şeyi seninmiş gibi. Kim bilir kaç evladın başını koyduğu yastık senin. Ya da başından su akarken bilinmez kaç kişiyi memleketine götüren bu banyo senin. “Vatan sana canım feda”.
Nöbet saatlerini yazan kağıdı görmek için koşuşturuyorsun koridorlarda. Palaskan sıkı bir arkadaşınla kucaklaşmışsın gibi ve botlarının parlaklığı zihninde sevgilinin göz ışıldaması… Annen baban az önce bir başkasına anne baba olmuş; ankesörlü telefon. İsteğin bir emirdir diyen olmadı burada. Her istek senin için bir emir oldu aslında.”Vatan sana canım feda”.
Gelmeyenin asla bilemeyeceği, yaşamayanın anlamayacağı bir yerde kaybettin acemi zamanlarını. Kazandıklarını soracaklar sana anlatamayacaksın. İşte bu defa anlatımını mümkün kılacak sözcük bulunmayacak. Sağ salim dönüyorsun diye hüzün sarsa da; bir garip tebessüm oturacak yüzüne ve “Vatan borcu” deyip geçeceksin, geçmeyeceğini bile bile…
Tarih : 2009’un herhangi bir günü.
