Gül, diken ve kan üçlemesi, yaşamın içinde sıkça karşılaştığımız acımasız gerçeklerin sembolüdür. Böylelikle, hayatın güzellikleri yanında var olan zorlu süreçleri ifade eder bu üçleme… Bir sohbet ortamında anlatılacak kadar yavan bir konu değildir.
Gül
Bir zamanlar, bir bahçede bir gül yetişirmiş. Bahçıvan, her gün bu güle özenle bakar ve onu sulardı. Gül, herkesin hayran olduğu bir güzellikteydi. Fakat bir gün, güle bir diken batar. Güzel gül artık kusursuz görünmüyordu. Bahçıvan, dikenleri çıkarmaya çalışsa da, güle zarar vermek istemiyordu. Böylece gül, güzelliği ile birlikte acıyı da taşıdı.
Diken
Yaşamın acımasız gerçeklerinden biri de budur. Güzel anılarımızı gül, diken ve kan üçlemesi ile oluşturduğu hatıralarla birlikte yaşarız. Ancak, bu dikenler bizi yaralamaya devam eder.
Kan
Bir başka gün, bir savaş çıkar. İki taraf da kanlı bir mücadeleye girer. İnsanlar ölür, kan akar. Sonunda, savaşı kazanan tarafın bayrağı dalgalanır. Fakat, bu zaferin bedeli ağır olmuştur. Kaybedenlerin acısı, kazananların zafer sevinciyle karışmıştır.
Gül, diken ve kan… Evet, genellikle bu sıra takip edilir. Çünkü tecrübeyi tecrübe etmek gibi hastalıklı bir anlayış egemendir. Dolayısıyla, hayatımıza savaşlar da ekleniyor. Savaşlar, hayatın acımasız gerçekleri arasındadır. Kazananlar her zaman zafer kazanmıyor, kaybedenler de her zaman yenik düşmüyor. Herkesin acısı aynı değildir ancak herkes sevdiklerini kaybetmiştir.
Gül, diken ve kan üçlemesi hayatın gerçeklerini anlatır. Böylece, güzel anılarımızı dikenlerle birlikte yaşamak zorunda kalırız. Gül gibi kokan zamanlarımız olur. Diken gibi batan anlarımız da olur. Kan ile karşılaştığımız mücadelelerimiz de olur. Savaşlar, acımasız mücadeleler de hayatımızın bir parçasıdır. Ancak, bu gerçeklerden kaçmak mümkün değildir. Önemli olan, bu gerçeklerle nasıl baş edeceğimizdir. Baş edebilirsek, hayatın güzelliklerinin de tadını çıkarabiliriz.
Baş edebilirsek, imtihanı belki kazanabiliriz.
Şuraya kara kalem çizimi mi de bırakayım:

