Hala Şikayetçi misin?

Hala Şikayetçi misin
Yazar: bahtiyar

İnfaz Hakimliğinin kararı birkaç gün sonra bir gardiyan tarafından tebliğ edildi. Karar her ne kadar da hakkımda savcılığa yapılmış bir suç duyurusu olsa da lehime olduğundan buna itiraz edebileceğimi bilmiyordum, düşünemiyordum. Halbuki hakimliğin kararı sadece bir gizleme ve beni oyalama ile kandırmacadan ibaretti. Bu karar için hak arayışımın devamı niteliğindeki diğer başvuruları kaçırmış olabilirim! Ama bununla maalesef bir hukuk mücadelesi nasıl olmalının bir kolunu daha öğrenmiş olduk. Sonrakilerde farklı yollara da başvurduk ve sonuna kadar da gideceğim. Bu çağda hala bazı gerçekleri ve defalarca tecrübe edilmiş olan bazı hak arayışlarını zalimlerden ve zalime zalimanece destekleyenlerden (kraldan çok kralcılardan) dolayı ‘yaşayarak öğrenmek’ zorunda kalıyoruz. Umarım bu son olur ve artık tecrübeyi tecrübe etme ahmaklığını, aptallığını yarınlar yaşamak zorunda kalmaz.

Yok, yok…  bu nasihat veya düşünce yazısı değil! Komediler, pardon olaylar silsilesinin üçüncü basamağına geçiyorum: Bir mazgaldan adım söylendi. Hemen kapıya gittim.

Gardiyan: “Hazırlan hemen! SEGBİS görüşmen var.” dedi.

Ben: “Tamam, hazırlanayım da kiminle ne için görüştüreceksiniz?” dedim.

Gardiyan: “Onu nerden bileyim ben. Eşofman ve terlik ile çıkamazsın. Pantolon ve ayakkabı giy! Onun için hazırlan dedim” dedi.

Ben: “Nasıl yani, anlamadım! Kiminle görüşeceğimi bilmiyorsunuz ve haliyle bende bilmiyorum ama konu benim pantolonum ve ayakkabım mı olacak?” diye yem attım.

Gardiyan: “Delimisin sen! Hemen hazırlan! Alacağım seni!” diye bağırdı gardiyan.

Kiminle neyi görüşeceğimi bilmiyorum. Bir yılı geçti ve hala ne ile suçlandığımı bilmiyorum, iddianame ortalarda yok. Adli makamlara onlarca yazı yazdım ve sonunda bir dilekçemle ilgili görüşeceğim ilk muhattabın önüne pantolon ve ayakkabı giyerek ‘hazır’ çıkmış olacağım! Hadi ben “DELİ”yim de bu gardiyan ne?

Görüşe Gitme Vakti

İki dakika içinde hazırlandım. Kot pantolon ve spor ayakkabı giydim. Seçimlerimi bunlardan yana yaptığımı sanmayın, başka pantolonum ve başka ayakkabım yok zaten. Afedersiniz ama bunlardan başka bir teliğim, iki çift çorabım, iki atletim, iki donum, bir havlum, iki eşofman altım ve iki tişörtüm var. Tüm mal varlığım bu. (Zeytin çekirdeğinden yani çöpten! Yaptığım tesbihler maldan sayarlar mı? Bilmem. İki üç tane de otuz üçlük tesbihim var.) Koğuştaki neredeyse herkes aynı. Yani anlayacağınız her an çıkmaya hazırım, hazırız.

Koğuştan çıkarılıp SEGBİS odasına tıkıldım. Gardiyan kapıyı üzerime kapatırken “Kulaklığı tak!” talimatını vermeyi ihmal etmedi. Sağolsun yoksa ekranda görünen kişinin sesini duyamayacaktım!

Ekrandaki şahıs: “Sesim geliyor mu? Beni duyuyor musun?”

Ben: “Evet?”

Ekrandaki şahıs: “Evet, anlat bakayım?”

Ben: “Anlatmadan önce ben şu an kiminle görüşüyorum ve görüşme sebebimiz ne, onu öğrenebilir miyim?”

Ekrandaki şahıs: “Kiminle görüştüğünü nasıl bilmezsin?”

Kafayı yiyeceğim, ‘Nasıl bi labirente tıktılar ya beni?’ diye düşünürken: “Gardiyan da kiminle ne konuda görüşeceğimi bilmiyordu…” derken ekrandaki şahıs sözümü keserek: “Gardiyan nereden bilsin? Onun işi mi o? sen kendi işini kendin takip edeceksin!” diye fırçayı da bastı.

‘Dakka bir, faul bir. Kim bu dallama şimdi? Doğrudan dalsam işin daha da karışacağı kesin. Karşıdakinin kafası görünüyor ama içi ….’ gibi düşüncelerle atıldığım girdabın içinde gittikçe hızlanan bir hızla dönerken: “İddianame demek sonunda hazırlandı?” deyiverdim.

Ekrandaki şahıs: “Ne iddianamesi, ne saçmalıyorsun sen? Ben Menemen Adliyesinde savcıyım.Dilekçe yazmışsın, onu diyorum ben.”

Neden Bu Sessizlik

Sessizlik oldu. Ekrana bakıyorum, ekrandaki (artık savcı olduğunu öğrenmiş olduğu) savcı da bana bakıyor. Demek konuşma sırası bende. Ama ne diyeceğim ki? Acaba yazdığım dilekçelerden birinin muhatabı Menemen Adliyesi savcılığının görev alanı da onun için mi bu savcı ile görüşüyorum diye düşünerek: “Savcı bey! Ben sizin bağlı bulunduğunuz Başsavcılığa herhangi bir dilekçe verdiğimi sanmıyorum. Acaba konu kısmını okur musunuz?” dedim.

Ekrandaki savcı olduğunu söyleyen şahıs: “….(il) CBS’ye….. tarihinde yazdığın dilekçen” dedi ve yine sustu.

Allah’ım biliyorum bu bir imtihan. Ne olur bana sabır ver ve bu işten en doğru ve güzel şekilde çıkmam için yardım et diye dua ederek: “…..(il) CB’ye onlarca dilekçe yazdım. Sizin Menemen İlçe savcılığı ile alakasını anlayamadım. Rica etsem konu kısmını okuyabilir misiniz?” dedim.

Ekrandaki savcı olduğunu söyleyen şahıs: “Cezaevi bizim ilçede olduğu için dilekçen tabi ki bana gelecek. Hadi gir şu mevzuya, işim gücüm var benim. Akşama kadar seninle mi uğraşacağım” sözleriyle yine fırçayı yedik. Ve konuşma sırası yine bana geçti!

Ben: “Savcı bey! Onlarca dilekçe gönderdim ve ilk defa sizinle görüştürülüyorum. Aslına bakarsanız daha önce hiç bir dilekçem ile ilgili hiçbir savcı ile görüştürülmedim. Öncelikle ben size dilekçe yazmadım. Bu dilekçemi size biri göndermiş olmalı ve bunun da bir gerekçesi olmalı, bana bunu söyleyin ya da konu kısmını okuyun ki bu dilekçemin yani görüşme sebebimizin ne olduğunu öğrenebileyim.” dedim ciddi ve biraz da aptalca konuşmadan sıkıldığımı ifade eder şekilde.

Ekrandaki savcı olduğunu söyleyen şahıs: “Bana işimi mi öğretiyorsun sen?”

Ben: “Estağfurullah!” (ortada ne iş var ne de iş yapılabilecek bir şey var?) dedim ve birkaç saniyelik bakışmadan sonra;

Bu Adamlar Ne İşe Yarıyor

Ekrandaki savcı olduğunu söyleyen şahıs: Konu kısmını okuyorum iyi dinle! “Suç duyurusu ve cezaevi savcısı neden var ve ne işe yarıyor.” Konu kısmını okurken sesinden dosyayı şimdi açtığını ve dilekçemi ilk defa gördüğünü hissettirdi ve: “Sen savcının ne olduğunu bilmiyor musun?” diye sordu hem şaşırmış (artık neye) hem de kızgın bir ifade ve sesle.

Şimdi benim jeton düştü. Savcının benimle görüşmesinin sebebi Karşıyaka İnfaz Hakiminin benim hakkımda suç duyurusu ama savcı dosyayı hiç açmadığından ve şu an baktığı halde çok alakasız bir yere takıldığından diyaloğun nasıl ilerleyeceğini merak etmeye başladım. Bir taraftan da sanki vazifemmiş gibi savcıya yardımcı olabilmek için: “Savcı bey, bu dilekçemi bir üst yazı ile İnfaz Hakimliği size göndermiş olabilir mi?” diye sordum.  Ama savcı benim dilekçemi okumakla meşguldü ve sorumu tekrarlattı. Sonra da: “İnfaz Hakimliği ile bizim bir ilişkimiz yok. Biz suç duyuruları ile ilgileniyoruz.” dedi ve dilekçemi okumaya devam etti. İki dakikalık sessizlik oldu. Bende işi oluruna bırakıp spontane olarak olayı izlemeye karar verdim. Sonradan (bir gün sonra) ifade tutanağı imzalamam için getirildiğinde ‘Sanık’ olarak ifademin alındığını yani savcının söylediklerini yazan katibin aslında olayın farkında olduğunu anladım.

Erkek bir katipti. Hiç sesini çıkarmamıştı. Acaba savcı ile aralarında bir anlaşmazlık vardı da onun için mi uyarmadı veya vazifesi olmadığı için mi hiç olaya karışmayıp ta sadece komedi tiyatrosunu izleyip eğlendi mi bilemiyorum. Acaba katip benim performansımı beğendi mi? Oyunculuğum konusunda ne düşündü?

Savcı dilekçemi okumayı bitirdi ve : “Mesleğin ne senin? Fetö’den mi içerdesin?” diye sordu.

Ben: “Neden içerde olduğumu bilmiyorum. Bir yıldan fazla oldu. Memuriyetten 4-5 yıl önce istifa etmiştim ve esnaflığa başlamıştım. Ama ‘Adliye personellerine operasyon var!’ denilerek alındım ve hala ne memur olmadığımı anlatabildim ne de ne ile suçlandığımı öğrenebildim. Fetö’nünde ne olduğunu bilmiyorum.” dedim.

Cevapsız Sorular

Bi ara; tutuklanalı üç yılı geçmişti ve Adalet Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, Genelkurmay Başkanlığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne bilgi edinme kanunu kapsamında “Fetö/PDY nedir? Bu ikisi farklı örgütler midir? Ne zaman Hangi mercinin hangi kararıyla terör örgütleri listesine girdi?” diye sordum. 

Adalet Bakanlığı lütfedip cevap bile vermedi. Diğerleri ise ‘gizli bilgi, sana veremeyiz!’ dediler. TBMM Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna başvurdum ve verilen cevapların doğru ve olduğunu söylediklerinden de idare mahkemesine davaları açtım. Ha! Bu arada Yargıtayda bana terörist diyerek dosyayı onadı tam da ben bu satırları kaleme aldığım zamanlarda… yani anlayacağınız; olmayan bir terör örgütünün üyesi olmakla cezaevinde yatırılıyorum, binlerce kişi cezaevlerinde tutuluyor… Neyse, dönelim savcıya: “Tamam anlaşıldı. Siyasi suçlusun diyelim o zaman. Sen bir savcı ile nasıl konuşacağını öğrenmedin mi? Savcının yetkilerini bilmiyor musun?” diye tehdit vari şekilde sordu.            

Ben:

Devamı haftaya inşallah 🙂

Bir Yorum Bırakın