Hatay’da bir zelzele uyandırır seni. Uykuda yakalandığın zelzele, kıyametin olabilme adına gelmiştir kapına. Ölmeyecek gibi yaşadığın hayatta bir lahza felaket ile sarsılan bedenin uyandırır seni.
Sallar seni her kapıya vuruşta bu zelzele; aciz çırpınışını seyre dalar, silkeler ve düşürür. Yere serpilen içi korku dışı titrek bedenin, demir ve beton yığınlarına siper eder kendini ama nafile. Toz bulutu oluverir bir anda her yer, umutların, hayallerin ile beraber.
Kapanan gözlerin bir zelzele esnasında, çığlıklar duyan kulaklarına inat hiç açılmak istemez. Gözlerini açtığında yavaş nefesli havasız mekan karşılar seni, ölümün kıyısında bir savaş seni bekler. Yılların yaşanmışlığının keşmekeşliğine inat, hayat senin için yeni başlamıştır. Hayat; ölümü ensende hissederek yaşamak ise, başlamak bu demek. Oysaki neçe yıllar sarf etmiş de bir arpa boyu yol kat edememişsin, habersizce. Ölümün tadına varana dek söylemlerin hemhalde, hayat bu imiş meğer anlarsın nefessizlikle. Cananlarının feryadına tanıklık ettiğinde nafile teselliler zihnine fısıldar çaresizliğini.
Aminlere Sığınırsın
Ya sonra? Kol olmak istersin de parmakların oynamaz, baş veren yürek fizik engelini aşamaz. Beton yığınlarının kırdığı kaburgaların, sesini kısar, boynunu büker. Diyaframdan seslenir, ince tonda bağırırsın. Ancak bu kadarını yapabilirsin… Duyumsamalara gebe yardım eli, tutmaya gark olmuştur felaket içinde seni. O zaman anlarsın bir başka nefesin ne büyük yardım olduğunu! İşte kalakalırsın oracıkta! Peki ya sonra? Seyre dalarsın, acziyetini anlarsın o an. Ol dedi ve oldu dersin, tevekkülle anarsın. Zelzele ortasında bilmediğin dualar manzumesinde bildiğin duaları okur, aminlere sığınırsın.
Kader çizgin gereği, akrabasını arayan başka bir kader eri, duyar sesini sorsan onun da gönlü yangın yeri. Bir küçük kazma ile kazdığı delikten bulur senin hücreni, tutar çeker de çıkaramaz o küçük delikten bedeni. Ne ekip vardır, ne ekipman ortalık mahşer yeri. Öyle ya, asıl zelzele işte bu dersin! Kaderine terk edildiğin an, göğsüne kadar çıkarmıştır seni kader eri. Yüreği sen kadar telaşlı anan-baban imdada yetişir, yaşayan çocuğunu görme sevinci yaşatır duygu seli. Sıkışan ayağın sinir tutmaz, kemiği kırık, yen’i içinde kalakalmıştır enkazın girdabında.
Acı baygınlığının hab uykusunda iken, çabalar ile çıkarılan bedenin ambulansa sevk olur. Sonra, bir sedye üstünde açtığın gözlerine bakarak yeniden merhaba der sana hayat. Yetiştiğin doktor enfeksiyon riski için keser ayağını, anlarsın ki anlamını yeni kavradığın hayatta artık bir ayaksızsın. Musibetten ders çıkaran yüreğin bir uzvunu feda etmiş olsa da imtihana sabır etmeyi öğreterek seni gerçek hayata başlatmıştır aslında. En sonunda metanetli ruhun, sabredenlerin yanında olan Yaradanı her an yanında hissederek hayatta…
