İnsan, aciz olduğunu en çok çaresiz kaldığı durumlarda hisseder. Bunlardan birisi de hastalıktır. Hasta olduğunuz zaman, hayatın gerçeklerini daha iyi anlarsınız ve halinize şükredersiniz. Çünkü elinizde yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.
İnsan, aciz olduğunu hissettiğinde Rabbini daha çok hatırlar. Maalesef insanlar, bir musibet başına gelene kadar bu gerçeği hatırlamazlar. Bu nedenle, Allah musibetlerle kullarına aslında şunları söylemektedir: “Sizler acizsiniz, mülkün sahibi benim ve sizler bu dünyada sadece misafirsiniz.” Eskiden alim zatlar, başlarına musibet gelmeyince, “Acaba ben de bir problem mi var?” diye düşünürlermiş. Çünkü Allah, sevdiği kullarına bu dünyada zahmetler çektirir ki ahirette hesapları kolay olsun. Yani bu dünya güllük gülistanlıksa ve başına hiçbir şey gelmiyorsa, oturup bir düşünme vaktin gelmiştir. “Ben nerede hata yapıyorum?” demeniz gerekir.
Bu dünya, imtihan dünyası sonuçta. Zaten bu dünyanın amacı da sizi imtihana sokmaktır. Nasıl her sınavda başarılı olmak için çalışıyorsak, bu dünyada da çalışmamız ve kul olduğumuzu, aciz olduğumuzu unutmamamız gerekir. Yoksa bir musibetle bize tekrar hatırlatılır.”
Hayatın zorlukları karşısında, Rabbimize sığınmalı ve onun bize verdiği güçle mücadele etmeliyiz. Unutmayalım ki, Allah bize gücümüzün yeteceği kadar yük yüklüyor ve bizi asla çaresiz bırakmıyor. Kendimize güvenmeli ve kararlılıkla hareket etmeliyiz.
Sonuç olarak, insan hayatı boyunca birçok zorluğa ve sınavlara maruz kalır. Bu sınavlar, aciz olduğumuzu hatırlatır ve Rabbimiz’e daha çok yaklaşmamızı sağlar. Hayatın gerçeklerini anlamak için ise bazen başımıza gelen musibetlerle yüzleşmemiz gerekebilir. Ancak unutmamalıyız ki, her zorluk bizi güçlendirir ve daha iyi bir insan olmamızı sağlar. Bu nedenle, hayatta karşılaştığımız her zorlukla mücadele etmeli, Rabbimize sığınmalı ve her zaman sabırlı olmalıyız. “Allah’ın verdiği her sıkıntı, ardından mutlaka bir kolaylık getirir.”
