Ben manevi koza yolculuğuna çıkmış bir İpek böceğiyim. Hayatımın tırtıl aşamasından çıkıp ‘Koza’ evresine geçmek için gerekli hazırlıkları yapıyordum. Bir gün felaket olaylar silsilesi oldu; ben ve kardeşlerim saldırıya uğradık. Böylece, İpek Böceğinin Manevi Koza Yolculuğu başladı.
Maalesef, bazı kardeşlerim saldıran canavarlara yem olarak canavarların midelerini boyladılar. Bazılarımız ise yaprakların, dalların arkalarında saklanmaya çalıştık. Ama öyle bir curcuna oldu ki…. o an yaşananları şu an anlatmayacağım.
Aslında, ben başıma gelen başka bir olaydan bahsedeceğim. O yüzden o aşamaya gelene kadar yaşadıklarımı anlatacağım. Sadece olayın daha iyi anlaşılması için kısmen ve hızlıca anlatacağım.
Sığırcık Kuşları ve Eşek Arıları Saldırıları
Saldırının olduğu gece hava çok kötüydü ve müthiş bir fırtına vardı. Ben bir anda ağaçtan düşmeye başladım; düşerken canavarlardan bazıları beni havada yakalamaya çalıştılar. Beni sadece yaraladılar, midelerine indiremediler. Ayrıca manevi olarak da güçlendirmiş olabilirler. Beni pençelerinin arasında biraz taşıdıklarını anımsıyorum. Sanırım saldıranlar sığırcık kuşları ve eşek arılarıydı. Daha başka da canavarlar var mıydı bilemiyorum. Öyle bir kargaşa vardı ki, neye dikkat edeceğimi ne yapacağımı bir türlü bilemiyordum. Sadece sığırcık kuşları ben düşerken biri gagasıyla biri de pençeleriyle yakalayıp beni midelerine indirmek isterken yaralamışlardı, hırpalamışlardı ama istediklerine ulaşamamışlardı. Eşek arılarına yem olmaktan nasıl kurtuldum hiç bilmiyorum. Beni büyüklerim olan kelebekler mi kurtardı yoksa başka dostlarım mı kolladı hiç bilmiyorum. Muhtemelen fırtınanın da etkisiyle savrulmuşumdur. Çünkü gözlerimi açtığımda ne dut ağacımızı ne de diğer dut ağaçlarını görebiliyordum. Hatta etrafında hiç ağaç yoktu, otların arasında öylece per perişan halde duruyordum.
Kendime geldiğimde etrafımda tanıdık, bildik hiçbir şey göremeyince yaralarımla ilgileneyim diye düşündüm. Her ne kadar yaralarım ağrısa da hiç durmaya niyetim yoktu. Hareket etmek zorunda olduğumu biliyor ve buna yürekten inanıyordum.
Kendimce birçok sebep sayabilirim ama koza içine girme zamanım da gelmişti. Benim kelebek olup uçmam gerekiyordu. Hayallerim vardı ve bunlardan vazgeçmeye hiç de niyetim yok. Hatta şimdi daha da iyi büyüdüler ve geliştiler.
Peygamber Devesi Böceği Tesellisi
Etrafıma bakınmaya ve gideceğim yönü belirlemeye çalışırken bir Peygamber Devesi böceği selam vererek yanıma geldi. Yaralarımla ilgilendi, anlattıklarımı dinledi ve bana ümit aşıladı. Hem maddi hem de manevi yaralarımla ilgilendi, yardımcı oldu. Koza içine girme zamanımın geldiğini ve yakında kelebek olacağımı söyledi. Bu yüzden dut ağacıma ulaşmak istediğimi belirttiğimde tebessüm etti. “Senin çok güzel bir kelebek olacağını ve çok güzel yerlere uçup güzel şeyler yaşayacağını umuyorum. Senin koza dışına çıkacağın, yaşayacağın gelişme dönemi ikinci bir aşama olacak. Dut ağacına vardığında gireceğin kozadan çıkma dönemi çok kısa olacak. Çünkü sen zaten uçmaya hazır bir kelebek olmuş olacaksın. Bugün bile seni ve senin gibileri kıskanıp hasetlerinden tuzaklar kuranlar, o zaman hasetlerinden çatlayacaklar…” gibi beni daha da yüreklendiren güzel sözler söyledi.
Dut ağaçlarının olduğu bahçenin yönünü gösterdi ve uzak olmadığını, benim hızımla onun hızının farklı olduğunu ama benim için de inşallah yakın olacağını söyledi. Selam vererek yoluna devam etti. Ben de zaman kaybetmeden yola koyuldum. Yol boyunca birçok böcek ile karşılaştım. Kimisi ile iyi anlaştık, kimisi ile iyi olamadık. Ben kimseyle kötü olmadım, ama benimle iyi olmamak için uğraşanlar oldu. Hatta bana düşman olanlar bile oldu, ama benim yapabileceğim bir şey yoktu. Herkes kendi fıtratının gereğini yapar. Ben yoluma devam ettim. Çelme taksalar da, dövseler de, küfretseler de, ben onlara uymadım. (Ama unutacak da değilim). Ve yoluma devam ettim.
Karıncalar, Uğur Böcekleri ve Bal Arıları Destek Oluyor
Ara ara eşek arılarının saldırılarına uğradım ve onlar zaten durmadan saldırıya devam ediyorlar. Artık bana daha fazla zarar veremediler ve veremezler inşallah. Bana çok yardımcı olan ve kelebek olunca ziyaret edeceğim ve etmeye söz verdiğim dostlarım oldu. Karıncalar, uğur böcekleri ve birkaç tanesi birleşip beni de uçurmaya çalışan bal arıları ile yolda çok iyi anlaştık.
Yol boyunca neredeyse hiç yalnız kalmadım, bir uğur böceği dostum dut ağaçlarının görüldüğünü söyledi. Yani artık çok az yolum kaldığını umuyordum. Ben de ara ara esen rüzgarla dut yapraklarının kokularını alıyordum, ama bir dostun “Az daha dayan. Menzil artık ufukta göründü.” demesi ayrı bir heyecan ve mutluluk veriyordu. Yolculuğum henüz bitmedi, belki bitince dut ağacıma ulaştığımı ve kozamdan nasıl kelebek olduğumu, hatta kelebekken neler yaşadığımı, nerelere uçtuğumu size anlatabilirim. Belki bir gün, ‘Hey gidi günler!’ derken, elemi gidip lezzeti kaldığında, manevi koza yolculuğu ile nasıl kelebek olduğumu ve manevi koza döneminde yaşadığım diğer olayları da, (Onlara macera demek daha havalı duruyor), anlatırım.
Bok Böceği ve Akrep ile Yol Arkadaşlığı
Ama şimdi yol arkadaşım bok böceği ve akrep ile bir dinlenme/mola yerinde yaşadığım bir olayı anlatacağım. Dinlenme yerlerinde genelde birçok farklı yerden gelen ve farklı yönlere gidecek olan böcekler oluyor. Burası son dinlenme yeri olmasına rağmen bir daha dinlenmeme gerek kalmadan dut ağacıma ulaşacağım ümidi ve hayalleriyle etrafıma baktım. Benim gibi tırtıllar da vardı. Bir önceki dinlenme yerinden beri beraber yol aldığımız akrep ve yolda karşılaşıp bize katılan bok böceği ile muhtemelen yollarımız burada ayrılacaktı. Herkes kendi yoluna, farklı yönlere farklı böceklerle devam edecekti.
Akrep ile muhabbetimiz çok uyuşmasa da sıkıntı yaşamamıştık. Ama bok böceği ile bir türlü ısınamamıştık. Bu böceğin neredeyse her yaptığı ve her söylediği, bilinçli olarak bazen de sırf muhabbet olsun diye beni ve akrebi kızdırmak veya kendince bizi kandırmak için yapılan hareketler veya söylenen sözler gibi geliyordu. Ama kısa bir yolculuk için üzülmeye/üzmeye veya kafaya takmaya gerek yoktu diye kendimce sabır çekiyor ve umursamamaya çalışarak yola devam ediyordum. Bu cebr-i lütfi olarak gördüğüm ve manevi koza dönemi olarak adlandırdığım adlandırmayı tercih ettiğim yolculukta bir şeyler öğrenip bir şeyler kazanma umudunu taşıyordum. Ama her yola çıkanın niyeti farklı olabilir, ve bu zaten beni ilgilendirmez.
Kader Ortağı Tırtıllar
Yol arkadaşım bok böceği ve akrep ile aramızın çok iyi olmamasına rağmen, edep gereği müsaadelerini isteyip diğer böceklerle; özellikle tırtırlarla konuşmaya gittim. Tırtıllardan birkaçıyla aynı bahçedenmişiz. Muhtemelen bundan sonra yola onlarla beraber devam edecektim. Hem onlar da aynı canavarların saldırısına uğramışlar ve onlardan kurtulmayı başarabilmişler. Farklı dut ağaçlarından olmalarına rağmen çok iyi kaynaştık. Onların da kelebek olma ve güzel yerlere uçma hayalleri vardı, satılan olumsuzluklar ruhlarını öldürememişti. Biz güzel hayaller kurarak muhabbet edip ne kadar eğlenilebilirse o kadar eğleniyorduk. Hatta ara ara bizim neşemize uğur böcekleri, karıncalar, bal arıları, salyangozlar, keneler, çiyanlar bile katılıyordu. Bazıları hayallerimize yeni renkler katmaya çalışıyordu. Bazıları da hayallerimizi baltalamaya, bulandırmaya çalışıyorlardı. Ama biz o kadar yol almıştık ki, manevi koza içinde gelişmişliğimiz, kötü olanları umursamıyor, hatta ümitsizlik pompalamaya çalışanları bile güldürerek eğlendirerek cevaplar vermeyi başarıyorduk.
Tartışma
Yavaş yavaş dinlendiğimizi hissettiğimiz ve yeniden yola koyulmak için hazırlanmaya başladığımız sırada bok böceği ve akrep, etraflarındaki diğer böcekleri rahatsız edecek kadar yüksek sesle, tartışıyorlardı. İstemsiz olarak onları, herkes gibi, ben de dinlemeye başladım. Ancak ben bir taraftan da müdahale etmek gerektiğini düşünüyordum. Hem bu lüzumsuz gürültüyü bitirmek, hem de haklı olduğunu düşündüğüm akrebi desteklemek için.
Tartıştıkları konu aslında saçma sapan bir konuydu. Bir bal arısı, eğer birkaç bok böceğine bal verdiyse, artık başka hiçbir böceğe bal veremezmiş, diyordu bok böceği. Bu yüzden bu bal arısını artık kendine düşman belliyor ve hatta herkesin ona düşman olması gerektiğini savunuyordu. Akrep ise bal arısının kime isterse bal verebileceğini savunuyordu. Hatta birine bal verdiği için suçlanamayacağını, çünkü balın kendisine ait olduğunu ve haliyle de tasarrufun kendisine ait olduğunu söylüyordu. Bok böceği artık o bal arısının kendisi olmaktan çıktığını ve bok böceklerine bal veren arı olarak onları her zaman balıyla beslemek zorunda olduğunu ve buna muhalif hareket etmesi durumunda hem bal arılarına hem de böcek dünyasına ihanet olacağını, dolayısıyla hain olarak cezalandırılması gerektiğini bağıra bağıra söylüyordu. Baktık ki muhabbetin biteceği yok, tüm cesaretimi toplayarak: “Arkadaşlar, yola çıkmanın zamanı geldi. Ayrıca bize ne bal arısının kime bal vereceğinden? İkram ederse yeriz, etmezse zaten kendi yolumuza devam ederiz.” dedim.
Akrep ve İğnesi
Ben daha sözümü bitirip noktayı koyuyordum ki, akrep göremediğim bir hızla sırtıma iğnesini saplayıverdi ve “Sana ne bizim yola çıkmamızdan tırtılcık. Hem o bal arısı da haddini bilsin ve bok böceklerini her zaman balıyla beslesin. Oh, ne ala! Yok öyle! Bal arıları kendi aralarında iş bölümü yapsınlar. Bir kısmı akrepleri, bir kısmı bok böceklerini, bir kısmı sivrisinekleri, bir kısmı örümcekleri balsız bırakmayacaklar.” dedi.
Sözü bitti mi bitmedi mi bilmiyorum, ama sırtıma geçirdiği iğnenin acısı ve etkisiyle afallamıştım. (Hem bana ne bal arılarının ne yapacağından, hem sen kim oluyorsun da bal arılarına laf söyleme/emir verme hakkını kendinde görüyorsun?!…). Akrep ne ara, nasıl arkama geçti? Neden beni böyle sırtımdan vurdu anlayamadım. Halbuki ben onu desteklemiş, ona arka çıkmıştım. Akrep bunu ahmaklığından mı, yoksa aptallığından mı, yoksa gizli kelebek düşmanlığından mı yaptı bilmiyorum. Ama herhalde fıtratının gereği olarak bunu yaptı demek daha doğru olacaktır.
Örümceğin Ağı
Ben hem kendimi korumak, hem yola çıkacağım yeni arkadaşlarımın kimler olduğunu görmek, hem de onlardan destek alabilmek umuduyla diğer tırtılların yanına doğru minicik ayaklarımı sürüyerek yürümeye başladım. Zaten onların da bana doğru geldiklerini gördüm. Birkaç adım atmıştım ki bir örümcek üzerime ağ fırlattı ve; “Tırtılcık senin için koza daha kıymetli ve değerli olabilir, ama benim de ağım var. Sakın ağıma takılayım deme! Ben akrep gibi yaralayıp bırakmam! İşini bitiririm, zaten kelebeklere de uyuz oluyorum. Salına salına uçuyorlar…” dedi.
Nasıl oldu bilmiyorum ama örümceğin ağı sanki akrebin zehrine panzehir oldu ve ben kendime geldim. Sadece sırtıma yediğim iğnenin acısı kalmıştı ve elbet o da diğer yaralar gibi iyileşecekti. Örümceğe baktım ve gülümsedim. Bu onun daha da sinirlenmesine sebep oldu ama o da ağına ve kendine güvenmediğinden hemen inine sindi ve ben başım dik şekilde yoluma devam ettim.
“Her canlı fıtratının gereğini yaparım. Ben içimdeki kötülüğü öldürdüm, iyilerdendim ve daha da iyilerden oldum. Ve o iyilerle beraber uçmak için doğru yolda olduğumu görüyorum. Ben buyum. Ve siz de şahit olun…” demeyi de ihmal etmedim.
Akrebi aradı bir ara gözlerim ama ortalıkta yoktu…
İlginçtir, bir türlü susmak bilmeyen bok böceğinin bu kargaşada hiç konuştuğunu duymadım. Acaba akrebin ve örümceğin yaptığına sevindiği için mi, yoksa utandığı için mi susuyordu bilmiyorum. Yola çıkana kadar kısa hazırlanma süresinde hiçbirinin sesini duymadım.
Birkaç tırtıl ve karıncayla yola devam ediyoruz artık.
Dut yapraklarının kokusunu rüzgar esmese de alıyoruz sanki!
Uçmak için hepimiz hazırız. Daha bir coşkuyla, daha bir aşkla yolumuza devam ediyoruz/edeceğiz de…
7/6/2020
Haziran 2020
Menemen T tipi CİK
