İsimler ile ilgili anılar bitmez. Bir gün hasbelkader bir arkadaşla aynı ortamda bulunma fırsatım oldu. Bu arkadaş bize göre genç, dinamik ve biraz da heyecanlıydı. Bir şeyler yapmayı seviyordu.
O arkadaşla tanışma faslı bittikten 1 veya 2 gün sonra, içinde bulunduğumuz ortamdaki kişilerin isimlerini yanlış söylemeye başladı. Benim ismimi yanlış söylemesine zaten alışkınım ama bu arkadaş genelde birçok kişinin ismini yanlış telaffuz ediyor, yanlış anlıyor ya da kendisine göre yeni isimler türetiyordu. Örneğin, Fikret ismindeki arkadaşa Tevfik ismini koymuştu, sanırım Tevfik ile Fikret’i karıştırıyordu. Hadi bunu anlarım, peki ya Aydın ismindeki arkadaşa Ayhan demesi, bu da mı normal? Ama biz yine de insanlık hali diyelim, çünkü bir anda birçok insanla tanışma fırsatı olduğunda isimler birbirine karıştırılır, bunu hepimiz biliyoruz.
Tabii mesele isimler olunca, benim ismimin Aydın ve Fikret isimleri yanında karıştırılmama durumu söz konusu bile olamaz. Sizce bana ne demiş olabilir? Önceki yazımda da söylediğim gibi, bana yanlış koyulan isimlerin bir listesini tutuyorum ve bu listeye kesinlikle eklenecek bir isimdi. Arkadaş kendinden son derece emin bir ifadeyle bana Gazanfer hocam dedi. Ben de gülerek ”benim adım Huzeyfe, Gazanfer değil” dedim. Ama arkadaş hala ısrarcı, “Allah Allah, senin adın Gazanfer değil miydi?” dedi, asıl mesele ortamda Gazanfer isminde başka birisi de yoktu. İsimleri salata etmişti. İsimler ah isimler!
Dediğim gibi, bu arkadaş kendine özgüveni olan bir arkadaştı ve her işe atılmayı da seviyordu. Yine bir gün, salata yapılması gerekiyordu ve bu arkadaşımız, “Ben çok iyi salata yaparım” diyerek işin başına geçti. Ben de uzaktan ne yapacağını merak ederek onu takip etmeye başladım. Salata malzemelerine bulduğu bütün baharatları katmaya başladı ve öyle bir karışık hale geldi ki, ben de merakla “Bunun millet yiyebilecek mi?” dedim. O da kendine has bir üslupla “Oo, hocam bu süper oldu var ya!” demez mi. Ben yine de yemeden önce arkadaşları uyardım, “Salata biraz acı ve tuzlu olmuş olabilir” diye. Acı sevmediğim için ben haliyle yemedim. Ancak diğer arkadaşlar yediler, her nasılsa çok sevdiklerini söylediler. Sanırım arkadaşımız o kadar uğraştı ki, üzülmesin ve şevki kırılmasın diye yemek istemedikleri halde yediler. “Hatır için çiğ tavuk bile yenir” diye atalarımız boşuna söylememişler. Ancak sonrasında içlerinden bazıları bana gizli bir şekilde, “Ne olursun, bir daha bu arkadaşa salata yaptırma” dediler. Ben de ne yapabilirim, arkadaşımız çok istekli ve “İllâ ben yapacağım” diyor. Engel olamıyorum, dedim gülerek. İsimler ile anılar bitmez!
Evet, farklı kişiliklere sahip insanlarla birlikte bir arada bulunma fırsatım oldu ve onlardan çok şey öğrendim. Hala da öğrenmeye devam ediyorum. Siz de böyle hatır için yemek yeme zorunda kaldığınız durumlar olduysa, benimle paylaşabilirsiniz. Merakla bekliyorum.
