Mapus yatma yeri değildir dedim ama endişe etme! Gözlerinde bir problem yok. Yani en azından resimde gördüklerinde bir yanlış yok. Ya da resimde bir aldatmaca yok. İşte o yolu olmayan yatak benim yatağım. Ranza da yatanlar ve baş ucundaki yerde yatan arkadaş hepsi şu an ya yemek yiyor. Ya da üstü fens telleri ile kapatılmış kafeste yani cezaevi jargonuna göre avlu’da volta atıyorlar. O yüzden şu an yataklarda kimse yok, ben de sadece birinin yatağına basmanın verdiği rahatsızlıkla yerime geçtiğim ve bu yazıyı yazıyorum. Aslında bu resmi ve bu yazıyı yaşadığım bir olayı anlatmak için kalemi elime almıştım ama önce bu yerin nasıl bir yer olduğunu kısaca anlatayım.
Neden ranzalar ile duvar arasında yatıyorum? Çünkü her yer dolu ve en uygun ve boş olan yer orası da ondan. Koğuş 8 kişilik ama şu an biz 21 kişiyiz. Yani sadece ben değilim bu halde. Benim durumum iki tarafı kat kat denizlerle, bir tarafı duvarla ve diğer tarafı da dolaplarla çevrili bir hal desek, diğer arkadaşlar üç tarafı kat kat denizlerle ve bir tarafı dolapla çevrili diyebiliriz. Ben hangi ülkeye benzetilebilirim bilmiyorum ama diğer arkadaşlar Türkiye’ye benzetilebilirler. Üst tarafı denizlerle çevrili ve diğer tarafı da kendisinin duvarla kapattığı yani dünyaya kapalı bir yer.
Diyeceksiniz ki; dolapların kapakları nerede? Yataktan dolayı çıkardık ve iki ranza arasına üst kata köprü yaptık dolap kapaklarından ve bir kişiye daha yatma yeri yapılmış oldu. Evet, kesinlikle ben bazı arkadaşlara göre şanslı bile sayılırım. En azından tünel içinde veya mağarada değilim.
Bu “İN”ler Mapus İçinde mi?
Hani birileri “inlerine gireceğiz” demişti ama aslında köpekleri bizi ‘in’e tıkmaya çalışıyor. Muhtemelen bu satırları biraz geliştirip öyle yayınlayacağım(gerek yok, belki ileride tekrar ele alırım) ve siz bu satırları o zaman okuyor olacaksınız. Yani aslında kimlerin mekanın ‘in’ler olduğunda ortaya çıkmış olacaktır. Ya da çıkmak üzeredir(inşallah yakındır). Gerçi bilenler zaten biliyor, avam da duymuş ve görmüş olacak demek daha yerinde galiba.
Saat ve Şalgam şişesinde su olan dolabın çoğunu ben kullanıyorum. Diğer dolabı da komşularımdan biri kullanıyor. Dolabın üzerinde taburenin içinde eşyalarım var. Taburenin üstünde, aslında altında. Sebzelikten bavul haline getirilmiş ve dosyalarımın içinde bulunduğu taşımada kolaylık sağlayan icadım var. Raf oluşturmak için olan deliklere pet şişeden yapılma güller var. Birini yani sağdakini eşim tahliye olduğunda verecektim -birkaç ay önce- ama gardiyanlar izin vermedi. Kırmızıya boyadım tükenmez kalemin mürekkebi ile. Soldaki ise eşime doğum gününde -nisan ayında- verecektim ama Koronavirüs nedeniyle görüşler iptal edildiği için veremedim. Bak! Burada gardiyanlar vermedi demedim, suçlu Korona dedim. Hep bir ümit; inşallah en kısa zamanda özgür şekilde vermek nasip olur. Amin, amin, amin… (Nasip olmadı. Daha nasibimizde farklı şehirlere sürgün edilmek varmış, tahliye nerede.
Dün de evlilik yıldönümümüzdü. Bu 4. ayrı yıldönümümüz oldu. Kaç yıllık evlisiniz diyenlere 5+4 diyorum. Geçen yıl eşime koğuş arkadaşları sorunca 5+3 demiş. Hoşuma gitti, ben de kullanmaya devam ediyorum. Son ayrı günlerimizdir inşallah diye hemen duamı da yerleştireyim.
Mapus Bavulu Hazırlamak
Tabureye eşofman altını sırtta taşımak için kollara takılacak şekilde bağladım. Yani özgürlüğü her an hazır şekilde bekliyorum, bekliyoruz. Elimde sebzelikten bavul, sırtında tabureden çantayla çıkmayı düşünüyorum zindandan özgürlüğe. Çoğu arkadaş ellerinde çöp poşetleri ile çıkmayı düşünüyor ve bu konuda görülmüş onlarca rüya var. Benim taburenin hemen yanında iki çöp poşetine doldurulmuş eşyalar hazır bekliyor. Onlar da komşuların ama hangisi kimin bilmiyorum. (Bu arada benim sebzelikten bavulu Afyon 1 nolu CİK’te gasp ettiler ve tabure de yasaklı olduğu için çöpe atıldı. Yani anlayacağınız rüyalar gerçek oldu; iki çöp poşeti ile çıktım zindandan, biri mavi diğeri siyah). Bir de 5 litrelik pet şişe var, içi kardeş şişelerin kapakları ile dolu. Bir tane daha kapakla dolu şişe ranzanın altında var. Kapaklardan daha önce gemi yapmıştım ve bunları da onun için biriktirdim. Çıkınca yine yaparım diye. Yani tabureye bağlanmış iki de içi kapak dolu pet şişe olacak çıkarken (olmadı,olamadı. Hayaller, gerçekler).
Cam kenarına kitap ve Kur’an’ımı koyuyorum. Bir de kağıt havlu koyuyorum. Başucumda ‘Değer dergisi’ ve dosya tutuyorum. Değer dergisini yazı tahtası niyetine kullanıyorum. Çoğu arkadaş genelde kesim tahtasını yazı tahtası olarak kullanıyor ama ben dergiyi tercih ediyorum. Hem hafif hem de içine kağıt ve tamamlanmayı bekleyen yazılarımı koyabiliyorum.
Zeytin, Tesbih ve Mapus İlişkisi
Zeytin çekirdeğinden yapılmış olan tesbihlere resimde yer vermeseydim gerçekten çok büyük eksiklik olurdu ve ben çok ayıp etmiş olurdum. Bu tesbihlerin ve bileklik olmuş olan zeytin çekirdeklerinin ayrı ayrı yüzlerce belki binlerce hikayesi var. Radyo; koğuşta radyosu olmayan var mı bilmiyorum. Ama zaman ilerledikçe ve ufukta sebepler dairesinde bir şey görülmeyince “sessizlik” için ses çıkartan radyo tam bir kulak tıkacı vazifesi görüyor. Ha! Kulak tıkacı da var ama onların etkisi radyo kadar değil. Saat 24-12 arası sessizlik saati. Kahvaltı dışında ses olmuyor ama sonrasında koğuşta inanılmaz bir gürültü oluyor. 8 kişilik yerde 21 kişi tutuluyoruz ve herkes bu 30 metrekarelik yerde fısıldasa bile gürültü oluyor. Yani sessizlik için herkes dikkat gösteriyor ama maalesef mümkün değil. O yüzden ben radyodan daha etkili sessizlik çözümü henüz bulamadım.
Kol Ağrısı, Revir ve Mapus
Yatakta görüldüğü gibi “dinle kuzucuk!” diye bir yazı yazıyorum. Belki kitaba bile dönüşecek. Her günümüz ve yaşatılanlar ayrı ayrı hikayeler olduğu için bugünlerde kolum izin verdiği sürece yazmaya çalışıyorum. Sağ kolum, kürek kemiği ile birlikte çok ağrıyor ve neden olduğunu bilemiyorum. Eşimi de cezaevine tıktıklarında bir ay içinde 26-30 kilo arası vermiştim, onun bi etkisi olabileceğini sanıyorum ama gerçeği belki özgürlüğüme kavuşunca ve gerçek bi doktor bulunca anlarım diye düşünüyorum. Umarım kalıcı bi hasar olmaması için çok geç kalmamış oluruz.
Bu arada koğuşun her tarafı kutu dolu. Boy boy kutular var. Benim dolaptaki Cicibebe kutusu da dikkatinizi çekmiştir. Reçel, çikolata, tomurcuk, zeytin, peynir… Aklınıza gelebilecek her türlü kutuyu (daha doğrusu kantinde satılan her çeşit malzemeyi) her yerde görebilirsiniz. Mesela çöp kutularımız 5 litrelik pet şişelerden. Kafa kısımlarını kesiyoruz ve al sana çöp kutusu, sebzelik, falan filan… Hatta avluda pet şişelerden meyve ve sebze koymak için yapılan ağaçlar var. Bunlar bile başlı başına ayrı hikaye.
Arkadaşımın dolabında gördüğünüz uçak ve araba gibi oyuncaklar da açık görüşler öncesi olmazsa olmazlardan. Pardon, biz kutulardan bahsediyorduk, konuyu saptırmayalım. Bir de kantinde satılan bir, beş ve on litrelik saklama kapları var. Yatakların üzerinde gördükleriniz 10 litrelik saklama kabı. Kur’an okunurken ve yazı yazarken yükselti olarak bile kullanılıyorlar.
Dolayısıyla kutuculuk muhpusculuğun olmazsa olmazı. Kutuculuk bazı arkadaşlar için resmen sanat olmuş. Hangi kutu nasıl kullanılır, yeni kutulara yeni yer nasıl açılır gibi pratik bilgilerde resmen uzman olmuşlar. Onlara sormadan kutu kullanmıyoruz. En azından ben fikir danışıyorum. Kutular olmazsa koğuşta bırak oturmayı adım atacak yer kalmazdı. Hatta Allah sizi inandırsın (inandın mı?) mübalağa etmiyorum…
Mapus Mucitleri
Ranzaların etrafının askılık olduğunu herhalde söylememe gerek yok. Dolaplarının kapakları olan arkadaşlar kapaklara da kaşıklardan askılık yapıyorlar. Çok şükür koğuştaki herkes namaz kılıyor, o yüzden havlu temel ihtiyaç. Yazılacak çok şey var ama daha fazla uzatmayayım. Üç buçuk yıldır elliden fazla doktora muayene ettirildim (belki yüzlerce dilekçe yazmak zorunda kaldım) ama kolumda cezaevinde meydana gelen rahatsızlığımın ne olduğu ile ilgili bir teşhis konmadı ve dolayısıyla tedaviye de başlanmadı. Etrafımdaki beş yataktan herhangi biri boş olsa çıkmak sorun değil. Üst katlar boş olunca oralardan geçmek biraz artistik jimnastik hareketi gibi oluyor. Eh, biz de fena değilmişiz hani bu konuda. Fakat hepsi dolu olunca yani herkes uyurken çıkmak çok büyük sorun. Haliyle en uygun yol yerde yatan arkadaşın yatağının kenarlarına minimum temasla çıkıyorum. Bir kolumla pencerenin altındaki beton çıkıntıya tutunuyorum, rahatsız olan sağ kolumla da ranzanın demirine tutunup destek alarak çıkıyorum.
Bu yazıma sebep olan olay yine öyle çıkmak için uğraşırken sağ kolum bir anda güçten düştü ve dengemi kaybettim. Yerde yatan arkadaşın üzerine düştüm ve kolumla da alt ranzada yatan arkadaşa çarptım, resmen vurdum. Tabii arkadaşlar korku ve panikle uyandılar. Kolum ilk defa güçten düşüyordu ama şimdi onu düşünecek durumda değildim. Öyle utandım ve sıkıldım ki, özür dilemek için ne dediğimi, yaptığımı hiç hatırlamıyorum. Sağ olsun arkadaşlar beni rahatlatmaya çalıştılar “önemli değil, bize bir şey olmadı. Sana bir şey olmasın. İyi misin?” deyip durdular. Allah hepsinden razı olsun ve bizi bu duruma düşürenleri Allah’a havale ediyorum, ediyoruz.
Hala aynı yerde yatıyorum. İster istemez çekingenliğim daha da arttı. Ama arkadaşlar sağ olsunlar ellerinden geleni fazlasıyla yapıyorlar. Yer değiştirelim diyenler oldu ve geri çevirdim. Yaklaşık 2 yıldır aynı yerde mapus yatıyorum. Çok koğuşumu değiştirdiler ama yerim neredeyse sabit kaldı. Demek ki ben buradan özgürlüğüme kavuşacağım diyerek arada bir artistlik hareket yapmaya devam ediyorum. Batman filminden: “Bruce neden düşeriz?”, “Bilmiyorum baba.”, “Yeniden kalkmak için”.
19/06/2020
A-23
Menemen T tipi CİK
