LÜTFEN ÖNCE KENDİNİ OKU! İnsanların gözünde artık acılarını görebiliyorum. Konusmadiklari hecelerle koca kelimeler upuzun cümleler sıralıyorum. Yazık ki duyuyorum hayat şarkılarının nağmelerini. Gerçeklerinden ilham almış her derin çizgi tarifsiz mesajlar yolluyor ruhuma.
Ben kurban olduğum, düşünce yetimi, incelikler katili kimselerin budayıp attıkları adına endişeler geliştiriyorum günden güne. Oysa hiç böyle değildi ne çocukluğum ne gençliğim. Yaş alırken adeta bir kuyu açmışım benliğime tüm insanoğlunun dert yığınları adına. Doldukça kuyu sarsılıyor, boşaldıkça yeniden doğuyorum.Ana babama ebeveyn, evladıma çocuk oluyorum o saatten sonra. Her şeyin ederini kütlesinden çok uzaklara fırlatıyor yüreğim. Yepyeni ağırlıklar tartıyorum gözü bağlı terazilerle. Hakikate ulaşan rotayi ilk kez bulmuşçasına şen, bir okadar mağrur bir ben. Hoşgeldim! Yeni bir ders, yepyeni notalar, boyalar, falanlar filanlar.. Uzun ince, gündüz gece.
Söyle kurban olduğum ne zaman biter bu meftunu olduğumuz işkence.. Kuruyoruz yine hiç çözemediğimiz yelkovan-akrep düğümlerini. Akan zaman değil ömrüm elbet, ama şu aynılıklar, benzerlikler, sahtelikler, mismisler, mışmışlar. Yiyorlar ömürden üçte bir, tamdan yarim.
Sonra İnsanları Oku
Nerede kaldı, kök salmak bazı fikirlere, bazı yüreklere.. Saldığın köklerden meyve vermek sonraları. Gelip geçiyorsun işte yeryüzü ikliminden belki bir selam bir sabah kadar kalıp. Bir zalim yahut bir alım kadar yer tutuyorsun kendi coğrafyanda. Sezar, Ümmü Gülsüm, İskender ya da Nemrut oluveriyor, Titanik dahi olsan batıp yitiveriyorsun. Tüm bu geçiciliğe rağmen, eğip bükmek hakikati. Kavrayış vahalarına labirentler inşa etmek. Sonra anlayamamak, idrak edememekten yakınmak.
Kendine cesur, kendine dürüst olmamak. Halbuki okusa insan önce kendini. Samimiyetle, açık yüreklilikle yaklaşsa kendine. Ey Sen!
Dokun yüreğine, yaralarına, acılarına. Dertlerinden, dert edinmekten korkma. Gömüldüğünde bir kuytuya, onu hapis değil toprak olarak gör. Ekildigin yerde filizleneceğin güne hazirlan. Kolay yaşamları, bir kurtarıcı eli falan boşver. Her yüzleştiğin acı seni daha çok yaklaştırsın. Acıların da, acıların içerisine saklanan tatların da gerçek sahibine. Budanmaktan değil odun kalmaktan, yoğrulmaktan değil hamur olamamaktan, sancılardan değil doğamamaktan endişe et. Sonuç olarak zirve yolun süresi ile değil o yolu nasıl aldığınla ilgili olacak. ARTIK ÖNCE KENDİNİ OKU!

Kim kendisini tanirsa Rabbini de tanırmış.