Oppenheimer filminden önce atom bombasının babası olan J. Robert Oppenheimer kimdir ona bakalım. Bilim uğruna güneşin ateşini insanlara veren bir adam Robert Oppenheimer. Tam adı Julius Robert Oppenheimer olan bilim adamı, 1904 yılında New York ABD de doğmuştur. Babası giyim sektöründe çalışan yahudi Alman göçmeni, annesi ise ressam olup varlıklı bir aileydiler. Harvard üniversitesinde kimya eğitimi gördü. 4 yıllık eğitimi 3 yılda başarılı şekilde bitirerek ardından deneysel fizik ile ilgilenmeye başladı. Buradan daha sonraları birlikte çalıştığı Ernest Rutherford’un da bulunduğu İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Bu dönemde İsveç’te Niels Bohr ile tanıştı. Doktorasını Max Born’un altında çalıştığı 1926 yılında gittiği Göttinden’de 1927 yılında tamamladı. Burada arkadaşlık kurduğu Werner Heisenberg, Pascual Jordan, Wolfgang Pauli, Paul Dirac, Enrico Fermi ve Edward Teller gibi öğrenciler de daha sonra kendisi gibi ünlü fizikçiler oldular.
Bilim ve hükümetler arasında karmaşık bir ilişki vardır ve bu ilişki daha önce hiç Oppenheimer’ın hikâyesindeki kadar açık şekilde gözler önüne serilmemiştir.
Christopher Nolan
Göttingen’de özellikle kuantum teorisi ile ilgili birçok makale yayınladı. 1928 yılında Kaliforniya üniversitesinde fizik dersleri vermeye başladı. Her ne kadar dersleri zor olsa da konunun güzelliğini öyle iyi aktarırdı ki neredeyse her öğrenci Pauli’nin Handbuch der Physik’teki (Fiziğin Elkitabı) araştırmalarına dayanan bu dersi tekrar alırdı. Neredeyse her konuya ilgisi olsa da özellikle kuantum alan kuramı, kozmik ışınlar ve nükleer fizikle ilgilendi.
Hayatındaki Bazı Politik Olaylar
1936 yılında Amerikan Komünist Partisi üyesi olan Jean Tatlock ile arkadaşlık kurmaya başladı. Daha sonra da evlendi. Komünist görüşlerden etkilendi. Komünist partinin birçok üyesiyle düzenli temas halinde olmasına rağmen partiye katılmadı. Politikacılar ile güçlü bağlantılar kurmaya başladı. Nazi Almanya’sının faşist yaklaşımlarına karşı kampanyalarda aktif rol aldı.
Daha sonralar bu dönemdeki ilişkilerini şu sözlerle açıklamaktaydı:
“Politikanın hayatın bir parçası olduğu gerçeğini öğrendim. Tam bir solcu olmaya başladım, Öğretmenler Birliği’ne katıldım ve birçok komünist arkadaş edindim. Bundan hiç utanmıyorum; bu kadar geç fark ettiğim için çok utanıyorum.”
1942 yılında Amerika İkinci Dünya Savaşı’na girdikten sonra Oppenheimer atom bombası tasarımı ve üretimi konusundaki kuramsal çalışmaların yapılacağı Los Alamos laboratuvarlarının başına getirildi. 1943 yılında Oppenheimer, aralarında Edward Teller, Enrico Ferm gibi isimlerin bulunduğu Manhattan Projesi’ne yönetici olarak atandı. Manhattan Projesinin, maalesef bilimin en kötü yüzü olan, Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombasının icadıdır.
Bundan sonrasını izleyerek ögrenmeniz ve filmi mutlaka izlemeniz tavsiye olunur.
Filme Bakış
Film, tarihi gerçekliğe dayanıyor olsa da senaryo Martin Sherwin ve Kai Bird tarafından yazılan American Prometheus. The Triumph and Tragedy of J. Robert Oppenheimer kitabının bir uyarlamasıdır. Epik bir biyografi olmasının yanı sıra, Amerikan propagandasının bulunduğu sert ve politik bir film olmuş. Christopher Nolan, her filmde olduğu gibi bu filmde de zaman atlamalarıyla kafaları karıştırmaya devam ediyor. “Filmi izleyen kendine gelemiyor” demişti Christopher. Gerçekten sinema salonundan çıkarken herkesin yüzünde bu ifadeyi görebiliyorsunuz.
Oyuncu kadrosuna tabizi caizse, ‘Şampiyonlar ligi’ diyebiliriz. Cillian Murphy, Matt Damon, Robert Downey Jr, Emily Blunt, Gary Oldman, Rami Malek, Casey Affleck gibi oyuncularla filmin izleyiciye hissettirdikleri en üst düzeye çıkıyor. Einstein cameosu da çok iyiydi. Oppenheimer’ı canlandıran Cillian Murphy ayakta alkışlanması gereken bir performans sergilemiş. Atom bombasını bulmasının ardından yaşadığı o vicdani rahatsızlık ve psikolojik etkileri çok iyi oynamış. Cillian Murphy, gerçek Robert Oppenheimer’ı izliyormuşçasına onunla birlikte tüm bu vicdani sorumluluğu alıp birlikte üzülüyorsunuz.
Ben şahsi fikrim olarak bir düşüncemi daha aktarmak isterim siz değerli okuyuculara; filmde Oppenheimer’ın gençliğinden beri beyninde dolaşan tüm o evren halüsinasyonlarına şahit olmak ve atom bombasından sonra da yaşadığı o buhranda gördüğü, radyasyondan etkilenen insanları ve etkilerini gösterdiği sahnelerde kendisinin şizofren olabileceğini düşündüm.
Not olarak: komik bir rivayete göre, Christopher Nolan filmi çekmek icin gerçekten Japonyayı bombalamış, adam bu işi yapıyor ya.

Oppenheimer mi Barbie mi? 🙂 Oppenheimer’in hikayesi çok iyiymiş!
Ben Oppenheimer tarafındayım net olarak:) Barbie icin cok iyi reklamlar yapıldı ama Oppenheimer’ın yanından geçemez:)