Talepçi

Talepçi, Talep Eden, Talebe, Öğrenci
Yazar: bahtiyar

“Geçenlerde bir yazıyı okuyordum.” Ben öyle işte okurum, okumayı severim. Okumaya talepçi oluyorum galiba! Talepçi miyim acaba? ‘Geçenlerde’ ise geçmiş gitmiştir bırak işte! Değil mi? Ben bıraktım sanıyordum ama meğer o beni bırakmamış. Herhalde, galiba, sanırsam… Yoksa şimdi durup dururken aklıma gelmezdi! 

Neden okudum yerine ‘okuyordum’ dedim? Gerçi ikisi de gelmiş geçmiş zaman. Okuyordum kelimesinde devamlılık var, belli bir süre devam etmiş. Etti tabii. Yazıyı okumak birkaç dakikamı aldı. Bir de üstüne yazıyı okurken aklıma garip garip sorular, fikirler, düşünceler geldi. Aslında o birkaç dakika farklı boyutta (biraz daha uzun sürmüş) olabilir. Oluyor işte bazı bazı öyle… 

Niyetim yazıyı eleştirmek değil. Daha çok “Ben bundan ne öğrendim?” ya da “Ne boş şey, zamanımı yiyor ama ben yine de bir şeyler öğreneceğim!” diye şey ettiriyorum. Sonuçta Mevlana dememiş mi “Edebi, edepsizden öğrendim.” diye! Tabii benimki öyle ağır bir durum değil. Sadece biraz sinirlendim ve biraz daha fazla insancıklara üzüldüm. Onun için Mevlana Hazretlerinin sözünü örnek verdim be abiciğim!

Ben, Keyfim …

-‘Abiciğim’ mi?

+Ne yani ‘Ablacığım’ mı diyeydim?

-Ne diye cinsiyetçilik yapıyorsun? 

+Ben erkeğim. Kendi kendime düşünürken kendime neden ‘Ablacığım’ diyeyim? Kızlar da herhalde kendi kendine düşünürken ‘Abiciğim’ demiyorlardır ‘Ablacığım’ diyorlardır.

-Nasıl bir manyak kendi kendine düşünürken ‘Abiciğim’ ya da ‘Ablacığım’ diye hitap eder ki? 

+Çok haklısın. Haklısın da, sana ne ya? Hem kimsin sen? 

Ben kim miyim? Ben senim, sen bensin. Yani ben biziz. Ha ben, ha ben; aynıyız.

+İşin gücün yok mu senin? Çekip gitsene! 

-Düşmedi değil mi daha jeton? Ses gelmedi zaten! Ben senim, sen bensin. Yani aynıyız biz, iç içeyiz. 

+İç sesim misin sen benim? 

-Ne bileyim ben, bana ne ad verdiklerini. Hem ne fark eder ki? Ha iç sesin olmuşum, ha vicdanın olmuşum, ha sağ duyun olmuşum, ha bilmem kaçıncı hissin olmuşum, ha önyargın olmuşum, ha…

+Tamam, tamam sus! 

-Ooooo! ‘Atara atar, gidere gider!’ diyorsun yani?

+Ne atarı, ne gideri? Ne saçmalıyorsun ya sen? 

-Sen demeyecen. Ben diyecen. Deminden beri düzeltmeyeyim diye kendimi zor tutuyorum. Aha çatlattın işte beni! Aynıyız la biz, sadece ben var. İlla bir isim mi takacan?

+Nasıl ayıracağız birbirimizi? 

-Nerede kaldı şu jeton? Bir düşse de rahatlasak! İlla bir şey diyeceksen ‘Keyfim’ de, 

+’Kahyan’ da var mı? 

-Var tabii.

+Şaka yapıyon! 

-Keyfimi kaçırma benim! Ne şakası?

… ve Kahya

*Sakin olalım sinirlenmeyelim. Derin derin nefes alalım. Yav durup dururken kendi kendine ne diye kavga çıkarır ki insan?!…

+Sen de kimsin? 

*Kahya dediniz ya demin bana. Hem isim koyuyonuz hem de…

+Tamam, tamam. Kaç kişisiniz orada? 

-Normalde mi soruyon, kendini mi soruyon? 

+Normali anormali mi var bir de bunun?

-Normal insanda; kendi, keyfi ve kahyası. Üçlüler yani. Ama bizde durum biraz karışık…

+Bedircan, Nazlıcan ve Suphi de var mı orada? 

-Nerede kaldı ya şu jeton? Kahya git bak şuna, hangi fırlama paraşüt bağladı ve kimler düşmesin diye alttan üflüyor…

*Oh gel keyfim gel! Olaya bak ya, adımı Kahya koydular diye gerçekten kahya yapmaya kalkıyorlar. Ne bileyim ben! Kim, ne bağlı şu jetona. İstersen kalk kendin bak.

Koğuş

+Delireceğim! 

-Yapma sakın öyle bir şey. Zaten yeterince kalabalık burası, daha fazla yenilerini getirme. Hatta birilerini at gitsin. 

+Ne saçmalıyon Ey Keyfim! Kaç kişi var la orada? 

-Sinirlenme, sakin ol! Biraz kalabalığız o kadar. Yani bedenimizin tutulduğu koğuştan birazcık daha kalabalığız sadece.

+Oha! Koğuşta yatacak yer yok, tıklım tıklım burası. Tuvalet için saatler öncesinden randevu sistemi yapsak mı diye konuşuyoruz…

-Merak etme buradakilerin tuvalet ihtiyacı yok. O iş ortak bünyede halledilmiş oluyor. Sadece biraz kalabalık işte! Mapustan çıkınca bazılarının gideceğini umuyoruz. Böylece normale dönemesek de yaklaşırız gibi bir şeyler hissediyoruz diyelim biraz buna kısaca…

+Ne kısası, ne uzunu? Orada bir yerde ışık mı yanıyor, bir çatlak var da ışığı gören sızıyor mu?

-Işık var çok şükür. Sadece çatlak dediğin çatlak değil. Oyuk demek daha doğru sanki! Kapı yok burada, duvar da yok. Çok şükür ışık var; hepimize de yetecek kadar bol maşallah. Biz karanlıkta değiliz yani hiç canını sıkma. Kara bulutlar var ama meraklanma yakında hepsi geçecek. Burada bazı bazı üfleme seansları düzenliyoruz, yakında başaracağımıza inanıyoruz inşallah. 

+Maşallah! Ne diyorsun, ne saçmalıyorsun ya sen? Ne oluyor orada, yani benim içimde, kendimde, kendi kendime? Deliriyorum ya da delirdim mi acaba?

-Amma mızmızlandın ya! Deli olsan bizim ne işimiz var burada! Kamp ateşinin etrafına toplanmış parti mi yapıyoz sanıyorsun bizi? Işık vardı geldik, geldi herkes! Ne yani karanlık çukurlara mı ataydık bu kadar güzel ve faydalı şeyleri? Zaten jeton falan da yok. Olsa düşerdi şimdiye kadar!

+Şuna bak, bir de fırça atıyor! İçine ettiniz konunun. Ne yazacaktım, nereye getirdin beni? Yoldan çıkardınız la beni!

-Yoldan çıkmışlığın yok, abartıp durma. Sadece ‘Abiciğim’ deyince kendimi tutamadım araya girdim. Yoldaşlık edeyim dedim yani dedik işte. Yoksa doğru yoldasın!

+Eyvallah ya! Rahatlattınız beni! Şuna bak ya, bir de yoldaşlık edelim dedik diyor.

Kahve Teneffüsü

-Amma uzattın ha! Bir kahve yap da seni rahat bırakalım, ne yazacaksan yaz. Ama unutma, burası bayağı kalabalık. Bir ara laklaklayalım. Acayip eğlenceli tipler var ha! Hadi git kahve yap, kahve içerken biz perdeyi çeker bilincin altında curcunaya devam ederiz ve seni rahatsız etmeyiz.

+Eyvallah paşam! Emriniz olur. 

*Paşa pencere kenarına geçti bile, ben Keyif’im. Çikolatayı unutma demek için perdeyi aradım. Hadi acele et!

Yo yo yo, kırık olsa duramam! En fazla çatlaktır! Hasta da değilim, yoksa burnum akardı. Yok yok yok, iyiyim bir şeyim yok. Geldi geçti bir şeyler. Kahve iyi geldi, çikolata da rahatlattı. Oh, bitter olsa güzel olurdu ama vardı da biz mi yemedik, yani yemiyoruz…

Öğrenci mi? Talebe mi?

Daha konuya giremedim! Ne diyordum, nerede kalmıştım?!… Geçenlerde okuduğum bir yazı ile ilgili bir şeyler şey ettirecektim. Evet, yazıda öğrenci kelimesi ile talebe kelimesini ele almış yazar. Öğrenci kelimesini beğenmiyormuş, uyduruk bir şeymiş. Doğrusu talebe imiş. Bir şeyleri güncelleyeceğiz diye saçmalamaya da gerek yokmuş, falan filan demiş ünlü düşünür; ya yazmış ya da yazdırmış. Sonuçta ben bunu okudum. Şu talebe kelimesi talep etmekten geliyormuş da anlamı daha doğruymuş da… falan filan demekmiş ve talebe kelimesinin kullanılması gerektiğini yazmış, söylemiş, önermiş, tavsiye etmiş, dikte etmiş ya da her ne haltsa işte!

Talepçi! Talepçi! Rap! Rap! Talepçi! Talepçi! Rap! Rap! Talepçi! Talepçi! Rap! Rap! Talepçi! Talepçi! Rap! Rap!

Tabii doğal olarak ben de bu yazıyı okurken öğrenci ve talebe kelimeleri ile ilgili iç dünyamda bir şeyler olduğunu sezdim. Günlerdir “Çıkar bizi, çıkar bizi. Dök dünyaya!” diyorlar. Sonunda dayanamadım ve alın işte size..!

Önce talebe kelimesi ile başlamak istiyorum; Hani şu talep eden anlamına gelen sözcükten. Şimdi bir elinizi vicdanınıza, sağ eli kalbiniz üzerine koymak daha kolaydır. (Ama tercih tabii sizin). Diğer elinizde aklınızın üzerine koyup hızlı bir şekilde ellerinizi şaplatmanızı istiyorum. Yani işin aslı; vicdanınızı ve aklınızı birlikte kullanmanızı istiyorum. Benim aklıma gelen; bağlantı kurma, köprü kurma, cem etme, birlikte çalıştırma ya da ne demek isterseniz o olsun. En pratik yöntem buydu daha iyisini bulursanız onu kullanın! Hiçbir şey olmamasındansa elinizde en azından bir şey var!

Talep Eden

Gelelim talebe! Yani talep eden meselesine. Bakın, şartları çok ama çok zorluyorum. Lise ve sonraki bilgi edinme dönemleri için talebe yani talep eden sözü/kelimesi için şimdilik itirazım yok. (Olabilebilir!). Gelelim ilkokul çağına! Şimdi bir dizinize aklımızı diğer dizinize de vicdanımızı koyalım ve baş başa verip düşünelim. Kendinizi de dahil ederek hayatınıza kaç kişiden “Ben A harfini öğrenmeyi çok istedim ve öğrenirken öyle eğlendim öyle eğlendim ki anlata anlata bitiremiyorum.” dediğini ve ‘A’ harfi yerine bütün alfabeyi, sayıları, dil bilgisi kurallarını, Fen Bilgisi, Matematik falan filanları koyarak cümleyi tekrar düşünün!

Soruyorum size! Kaç kez veya kaç kişiden duydunuz? Cevap veriyorum: “Sıfır”. Pardon çok ağır ve sert oldu “Sifir” diyelim biz buna. Misalen; küçük ‘r’ yerine büyük ‘R’ yazdığım için öğretmen (öğretmen lafına hiç girmeyeceğim; öğretmenmiş, muallimmiş, hocaymış neyse ne işte!) kafama bir şaplak yapıştırdı. Beni tek ayak üstünde günlerce, haftalarca tahtanın önünde ya da kapının arkasında (çöpün yanında) bekletti. (Zamanın göreceli bir kavram olduğu kesindir. Hele bir de ceza çektirilen birine sorun onu) azarladı, fırçaladı… falan filan durumları yaşamayan var mı? Küçük ‘r’ yerine büyük ‘R’ yazdığım ifadenin yerine “2+2=5” yazdığım için ya da “Omurilik soğanı” diyeceğim yerde “Omurilik sarımsağı” dediğim için ya da… (Canınız ne isterse onu koyun).

Evet, soruyorum! Kaç kişi öğretmen/hoca tarafından cezalandırılmayı talep etti? Var mı öyle bir deli/manyak? Duyan, gören, bilen varsa hemen 911’i veya 112’yi arasın. Ha, bu arada koca koca insan oldular ve küçük ‘r’ harfi yerine büyük ‘R’ yazanlar hala var. Artık bunun anlamı/karşılığı yazan kişinin konumuna göre; ya “Havalı” ya da “Mal öğrenememiş”…

İlkokul

İlkokula giderken “Oley, okullu olduk, sınıfları doldurup neler neler öğreneceğiz, talep üstüne talep edeceğiz. Öğretmen gülüyor, biz çocuklar neşe içinde ne bilgiler ne bilgiler talep edeceğiz, öğreniyoruz, öğreneceğiz” gibisinden laflar veya duygu düşünceler duyan, gören oldu mu? 

Ağlıyor la çocuklar. Hüngür hüngür ağlıyor. Analarının sıraya çivilediği çocuklar var! Nasıl manyakça bir talepmiş bu? Mazoşist mi ne bu çocuklar; “Ver acıyı, ver acıyı. Ayı gibi, ayı gibi bas acıyı” mı diyorlar? “Ben teneffüse çıkmak istemiyorum ötmenim. Ne olur c harfini de öğret. Sayılara geçelim, rakamlar artık küçük geliyor bana.” diyen bir talebe gören, duyan, bilen var mı?

Sahi, ilkokulla ilgili aklınızda kalan hatıralar neler? Tenefüslerde neler neler yapmazdık! “Hele bir zil çalsın, öğretmen ezilmemek için kürsüye çıkardı ha!” laflarıyla kim büyük bir sevinç ve neşe içinde anlatmaya başlamadı? Dersin ne olduğunu pek hatırlayan yok ama ders sırasında yapılan muziplikleri yapan da, gören de, duyan da gayet iyi hatırlıyor değil mi? Bak itiraf ediyorum; bir tek beden eğitimi dersi için bir şey söylemem. (Zorlasam biraz bir şeyler bulurum ama gerek yok, ihtiyaç yok).

Teneffüs

Söyleyin bana; ilkokula giden çocuklara talebe denir mi? Kim neyi talep ediyor? Hemen talebe diyenlere bir iyilik yapalım! Dersler önemlidir. Çünkü teneffüste yapacaklarını düşünmek için, plan yapmak için müthiş birer sığınaktır. Tabii sığınağa bir öğretmen dalıp seni rahatsız etmezse! Yok sözlü yapacakmış, yok yazılı yapacakmış! Neyin sözlüsü, neyin sınavı bu kardeşim? Talep eden oldu mu bunu?!

Meraklanma okuman yavaşlamadı. Gayet hızlı okuyon. Sadece eski eğlenceli hatıralara gidip gidip duruyorsun. Teneffüslere yani… “Var ya, o ne goldü be! Maradona mübarek. Kovalamaca oynarken nasıl da öğretmene çarptın ama! Öğretmenin ne işi vardı orada, öğretmen dediğin sınıfta tahtanın önünde olur. Tam da köşeyi dönecekken nereden çıktı önüme, çok az kalmıştı yakalamaya…”

Mevzumuz öğretmen değil talebe olduğundan bir örnek daha verme zorunluluğu hasıl olmuştur. Hani gaza gelmeye hazır olduğun o gün “Yapamazsın!” gazını alır almaz fırlayıp bir kızın saç örgüsünü tutan tokayı aparmış ve kovalamaca başlamıştı! Senin neyine gaza gelmek. Daha dün kıçının üstünde emekliyordun, şimdi koşmaya kalkıyon! Kaç kere o bağcıkları sağlam bağlamayı gösterdi annen. O bağcık da fırsat kolluyormuş zaten! Gıcık işte! Eh, ne yapacaksın, hazır bağı çözülmüşken bari üstüne basalım, değil mi? Ah, öğretmenim, canım öğretmenim. İyi ki hemen yetiştin. Ne sıyrığı, resmen kemik görünüyordu! Ama ağlamadım hiç, değil mi? Temizleyip pansuman yaptın, sen hem anne hem babasın. Ağlamadım ben. Hem gözünden yaş geldi diye ağlamış mı olur insancık! 

Ortaokul işkencesine girmeyeceğim. Talebe sözcüğünün ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu anlatmak için bu kadar örnek yeter herhalde. Yok fiilmiş, yok sıfatmış, yok isimmiş zırvalarına da hiç girmeyeceğim. Yüklem olsa ne olur, özne olsa ne olur. Olmuyor işte, olmuyor, olmuyor, olmuyor…

Hadi gelelim öğrenci şeysine! 

En baştan söyleyeyim; Al birini vur ötekine.

Öğren-ci! 

Öğren: Emredersin komutanım! 

“Ci”… Ci ne ya? “Öğrenen kişi” anlamına getiren ek mi? Öğretmenine ders veren nice “Öğrenci” var bu dünyada. Hem de talep edilmeden. “Zorunlu seçmeli” gibi bir şey yani.

Yoksa bu ‘ci’ eki başka bir şey mi? Kaç nesli yok ettiler, ediyorlar şu ‘-ci, -cu’ ekleriyle. Hiçbir şey olmasa kesin ‘-ist’tir. Yapıştır geç: Komünist. ‘Gerici’ tutmazsa, ‘Anarşist’ kesin tutar. “Şucu – bucu” olmadı mı? “Şu ist – Bu ist” yapıştır geç! Ne de olsa hepsinin sonu aynı! Ya zindan, ya kara toprak!

Yine mi yavaşladı okuman? Meraklanma; bilinçaltından yukarıya -cı, -cu ve -ist ekleriyle biten kelimeler gönderiliyor. Ne kadar da çokmuş, değil mi? İyi bir karşılığı veya çağrışımı olan kaç kelime geldi aklına? Hep bir yafta, hep “Tü kaka.” Gel de öğrenci kelimesine ısın şimdi. Nesilleri yediler, yiyorlar. Hala doymadılar! 

Devrimler, öğrenci eylemleriyle başlarmış. Devrim ne? Devrimci kim? Maksist misin lan sen? Yok ben insanım! Vah vah, zavallı insancık…!?

Ne yani; illa bir şeye bir isim vereceksen ver geç. Ne oynayıp duruyorlar üstüne. Odun! Bildiğin odun. İster kalas yap, ister sopa, ister oturak, ister yürüteç, ister ister… İşte… Ah ulan ah!

-Şşştt, orda mısın? 

+Yok değilim .

-Beni mi yiyon? Yer miyiz biz bu numaraları?

+Ne istiyorsunuz?

-Gel orta yolu bulalım; “Talep-çi” deyip geçelim! 

+İcat çıkarma! 

-İyi be! Hadi o zaman çay kap gel, iki çift lak lak edelim.

+Hemen kapıp geliyorum abiciğim!

21/01/2022
C-22
Afyon

Bir Yorum Bırakın