Terk edemiyorum Ukrayna’yı

ukraine little girl
Yazar: Al Monarda

Terk edemiyorum Ukraynayı

Kiev’e bombaların düştüğü ilk gündü 24 Şubat. Sabah bomba sesleriyle uyanıp bir saat içerisinde 4 valize eşyalarımızı toparlayıp çıktık. Bombardımanın nispeten azaldığı akşam saatlerinde Ukrayna Polonya sınırına varmak üzere Kiev’de eğitim alan 3 kız Türk öğrenciyi de arabamıza alıp yola koyulduk. Toplamda 6 aile arabalarına Türk öğrencileri almak suretiyle peş peşe yol almaya devam ettik. Gündüz kilit olan Kiev caddeleri açılmış lakin Kievin çıkışı aynı trafik yoğunluğunu sürdürmekte idi. Navigasyonların gösterdiği ikinci ve daha hızlı yol seçeneğini rotamız belirleyerek kalabalık kısmı hızla geçmiş olduk. Elbette bu hızlı yol seçeneğinin bizim için daha büyük risk olduğunu yola koyulduğumuzda anladık. Lakin ilerlemek tek seçenek, …. Sınıra giden yollarda kah uzaklardan bomba sesleri geliyor kah onlarca tank yanımızdan geçiyordu. 4 ve 6 yaşlarındaki iki oğlumuzun bu ortamdan olumsuz etkilenmemesi adına büyük tepkiler vermiyor, sakince yol almaya devam ediyorduk. Kimi zaman benzini biten konvoy arkadaşımızın arabası için yol kenarında benzin kuyruğu bekliyor kimi zaman ise lastiği patlayanla stepnemizi paylaşıyorduk. Yol boyu karşılaştığımız Ukrayna askerleri de Ukrayna halkı da öylesine sakin, cesur ve insancıldı ki adeta savaş değil sıradan bir gün soğukkanlılığı hakimdi.

Sabaha doğru ulaştığımız sınır yolu sonunda sınıra giden 7-8 kilometrelik bir araç kuyruğu ile karşılaştık. Tabii sıranın en arkasında iken kuyruğun ne denli uzun olduğunu ve sinir kapısına ulaşmanın günler alabileceğini kestirememiştik. Geçen her dakika zaten az kaldı tesellisiyle umudumuzu taze tutuyordu. Etrafımızda sakince ilerleyen çoluk çocuklu insanlar ise, telaş edecek en son insan olabileceğimiz hissiyatını yaşatıyordu. Zira, tüm güzel anıları, belki çocukluğunu gençliğini daha dünkü düşlerini çocuklarının eşyalarını koyduğu küçük valizine sığdıran bu güzel kadınlardan daha fazla üzülmeye de sinirlenmeye de ümitsizliğe de hakkım yoktu.

Sınır kapısı göründüğünde ise ana baba günü gibi belirsiz ama yine sessiz gürültüsüz insan kalabalığı arasında polis kontrolleri bir yandan yapılırken diğer yandan aracımıza doğru bir adam yaklaştı. Yüzünde hüzün, beden dilinde telaş vardı. Aracımıza doğru yaklaşırken daha, onun için bir şey yapabileceğimizden emindim ama aslında o bize hayatımızın en özel duygularını yaşatmaya geliyordu. Askerlik için dönmesi gerektiğini eşini ve iki çocuğunu aracımıza alıp geçirip geçiremeyeceğimizi sordu. O telaşlı halde bile benim onaylayan tüm sözlerime rağmen aile olmanın gereği eşimin de kararını bekleyen kibarlığıyla eşime baktı onun onayını aldığı andaki yüz ifadesi ise hatırladıkça gözlerimi yaşartan, yüreğime koca bir çukur açan insanlığı anlamaya dair yeteneksizliğimin izdüşümü. Nitekim, o çehreyi anlatmaya ne hayat tecrübem, ne ilmi liyakatim ne de yazma yeteneğim kafi gelmez. Öldüm yeniden baktım ben o yüze, bakarken öldüm döndüm yine doğdum ben o yüze.. Bir daha açmamak üzere soldum, bir daha gülmemek üzere yittim..Ahh anne sen geldin annelerin doğurduğu insanlar ve insanlığın bir arpa boyu yol aldıramadığı acı savaş manzaraları yerleşti işte benim de sineme..

Şimdi uzaktan izliyorum olanları ve masum olan herkes ve her şeye ağlıyorum. Bir adım gidemiyorum geldiğim yere, uzaklaşamıyorum tek bir adım bile Ukrayna’dan..

Böyledir ya hayat hani, en naif köşesinden dokunur önce insana, ya da en naif insana, en naif ülkenin güzel insanlarına.. Cesaretleri sınanacaktır belki, hak edilmiş zaferleri, mutlulukları olacaktır.

Öylesine, sıradan hayatlardı oysaki çoğumuzunki.. Hayatı boyunca ne bir duruma isyan etmemiş, yüreğiyle pankart açıp haksız bulduğuna tepkisini koymamışlarımız ne çoktu.. Sevemediklerimizi hayatımızdan çıkarabildik mi mesela, ya da kendimi oraya ait hissetmedim deyip zar zor gelebildiğimiz bir ortamı, makamı terk edebildik mi.. İşte Ukrayna şimdilerde ortalama görünen milyonlarca hayatın isyankar ruhlarını sahneliyor. Adeta koskoca bir sahne ve tüm cesaretiyle millet oyununu ortaya koyuyor. Böylesi tek yürek oluş anlaşma ile kararlaştırılsa ortaya konamaz gibi geliyor…

Sıradan hayatların ortalama düşkünü insanlarına nasıl da uzak, konfor alanlarının ne kadar uzağında.. Oysa Ukraynalı hiç girmedi o konfor dünyasına. Konservelerini hazırladı, dikti, yaptı çıktı soğukta sattı. Ekti, biçti ve yeniden yeniden kurdu her şeyi. Belki işte bu yüzden tek bir çığlık duymadım, tek bir isyan cümlesi…

Savaştasınız ey Ukraynalılar, nereden geliyor bu imrendiğim sakinliğiniz?

Hayattaki imrenmelerim sayılıdır oysa.. Böyle gördükçe hasretim de artacak buralara, Kiev’e, Karpatlara, kırmızılı sarılı yeşilli başörtüsüyle Ukrayna’daki köylü kadına, bitki caylarıyla kendi şifasını bulan babuşka Yelenaya… Yapma Ukrayna, bu denli bağlanamam ben hiçbir olguya.. Tevazu kanatlarınla dingin kıldığın şu savaşın korkunç yanını dahi böyle sessiz yaşama.. Kaçışırkenki ayak seslerin duyulsun hiç degilse, gözyaşının çarptığı toprağın bir sesi.. Ama kaçmadın ki sen değil mi? Öylece onurunla değer verdiğin ne varsa korudun.. Haklısın Ukrayna, can dediğin değer verdiklerinin değeri kadar kıymetli; uğruna yok olabileceği güzellikler kadar vardır, canlıdır değil mi! Sen şimdi dünyadaki pek çok varlıktan daha canlısın, sen çok yaşa emi!

Şimdi yok etmek istiyorlar ya Ukrayna’yı, yok olmaz o güzel millet, yok olamayacak zira tüm güzel şeylerin varlığı adına bir garantidir Ukraynanın varlığı.

İşte bu sebeptendir ki terk edemiyorum Ukrayna’yı, içimde var olan geriye kalan güzel şeyler, bana kattığı tüm güzelliklerin vefası olarak terk etmiyorum, etmeyeceğim…

Al Monarda

İlk Yorum

Bir Yorum Bırakın