Teşekkürler Pencere

Teşekkürler Pencere albüm kapağı şeklinde siyah beyaz mapushane koğuş kapısı ve jiletli teller ile birlikte uçak, kuş, yıldız çizimleri
Yazar: bahtiyar

Pencereyi kim, ne zaman, nasıl, nerede, niçin, neden icat etti acaba? Ha, bir de pencere bir icat mıdır buluş mudur nedir? 5N1K’ya uygun bir cevap verilebilir mi hiç bilmiyorum. Daha önce bunu mutlaka birileri düşünmüştür. Acaba Wikipedia’da pencere ile ilgili bir şey yazıyor mu, ya da ne yazıyor? Bunu öğrenme imkanım yok, şu anda ve yıllardır…

Pencere diye adlandırılan nesneye atfen vefa gereği bir şeyler yazmak istiyorum. Kendisiyle ilginç zamanlar geçirdik. Birçok şeye şahittir kendisi. Pencereden bakarken gördüklerini yazan, çizen birileri oldu, oluyor. Ben de pencereyi yazmak istedim işte! Bazı şeylerin önemli ve kıymetli olduğunun söylenmesine gerek yoktur. Çünkü onlar olmalıdır, olmak zorundadır. Olmaması düşünülemez. Mesela; pencereler bir evin gözleridir. Gözsüz olur mu, olmaz. Bazen gözlere perde iner! Dışarıyı görmemek için mi, içerisi görünmesin diye mi? Duruma, yerine, zamana göre değişiklik gösterebilir diyenler çoğunluktadır kanımca! Herhalde, sanırsam, galiba…. Gerçek nedir? Kim bilebilir ki?

Pencere ilk nasıl kullanıldığıyla ilgili bir fikrim var… Çoğu buluş ve icat askeri amaçla yapılmış ya da kullanılmıştır. İtirazı olan var mı? Maalesef yok, değil mi? Pencere de savunma ve saldırı amacıyla bulunmuştur diye düşünüyorum. Neden? Çünkü çatılarda gökyüzünü ve yıldızları izlemek için pencere yoktur. İstisnalar var. Hemen bir iki istisnayı aklınıza getirip itiraza hazırlanmayın! Kendinizi germeyin, rahatlayın, anın tadını çıkarın, anlamaya çalışın. Pencereler evlerin yanlarındadır ve manzara izlemek için açıldıklarını pek sanmıyorum. İlk çağlarda tek katlı yapılar vardı. Zamanla çok katlı binalara geçildi, o yüzden pencereler yanlarda olmak zorunda diyebilirsiniz. Buna itiraz edecek bir akıl kıtlığı yaşamıyorum. Sadece çatı katlarına bakın. Yine pencere var mı? Çatılar yapılırken pencere düşünülmemiştir. Sonra birinin aklına çatı katında yaşamak geldi herhalde ve pencere yaptı denilebilir.

Pencereler nereye bakıyor?

Çatılarda çıkıntılar oluşmaya başladı: Yola bakan, gökyüzüne değil! Bunun çoğalması ve yaygınlaşması da muhtemelen komşu kıskançlığı (veya teşviklendirmesiyle demek daha sempatik olur aslında) vesile oldu kanımca…

– “Ay baksana Oya’lar çatıya ne yapmışlar! Yarın hemen sen de iki tane yapacaksın!”.
– “Tamam karıcığım.”
Son söz söylenmiş ve söz hayata geçirilmiştir. Sonra tek tek gökyüzünü izlemek isteyen romantikler farklı pencereler yapmışlardır. Bu arada pencereyi ve camı karıştırdığımı sanmayın. Camın da çok eski bir buluş olduğunu hatırlatırım size.

Neyse mevzudan kaymayalım… Teknolojinin gelişmesi ile binaların boyları uzamıştır. Bir de dış kaplamaları artık cam olarak yapılmaktadır. Böyle devasa binalarda, insanlar henüz uçmayı beceremediklerinden olsa gerek… Ve bundan habersiz olanların böyle denemelere girişmemeleri için, balkon ve pencereler yapılmamaktadır. Tabii bu binalar artık başka bir çağın ve güzelliğin göstergesi olarak düşünülebilir. Pencere ve Cam, (ki ikisi birlikte) neredeyse birbirinden ayrı düşünülmemektedir. Sonradan savunma ve saldırı amacıyla kullanılmaktan, büyük ölçüde, vazgeçilmiştir. Böylece keyif ve huzur için kullanılabilmektedir. Bu büyük binalarda manzara ve gökyüzü izlenebilmektedir. “Koca binaların olduğu yerde hava kirliliğinden yıldızlar görünmemekte!” “Beton kirliliğinden de manzaranın içine ettiler!” gibi itirazlar yükseltebilirsiniz. Cevap; kirletme gardaş!

Konuyu değiştirmeyelim. Sadece bir şey söylemek istiyorum… Yemek yiyoruz ve sıçacağımızı biliyoruz. Böylece tuvalet, ayakyolu, 100 numara, kenef (artık nasıl adlandırırsan) yapıp içine yapmazsan ortalığı b** götüreceği bilinmeyen bir şey değil. Ha! Ben yapayım ama başkası temizlesin diyorsan…

Mevzumuz pencere.

Teşekkürler pencere! Canım pencere! Bir bilsen ne kadar çok seviliyorsun. Sadece hep göz önünde olduğundan sevgimizi pek dile getiremiyoruz. Ama sen bunu biliyorsun ve öyle bir beklentin yok, değil mi?

Şu zamanlarda teknolojinin gelişmesi ile sen hep aynı yerde olsan da çok daha az kullanılır ve kıymeti bilinir hale geldin! Ve geliyorsun gençler için. Artık telefon denilen bir alet var. Hemi de akıllı telefon. Şimdilerde seslenmeler ve bu seslenmelere cevaplar artık telefondan veriliyor. Şu bir gerçek ki pencere çok önemli ve onun yerine alabilecek bir şey yok. O birçok şeye ilham verir. Mesela internet sayfalarına pencere deniyor. Pencere açtım, pencereyi kapat, bu pencereyi açma oradan Virüs geliyor… Olsa da oldu olmasa da! Mantıkla düşünenler görmüş: Windows nedir? Pencerelerdir. Düz mantık Pencereler ⇔ Windows.

Sevgili Pencere!

Ben pencere konusunda klasikçiyim.

– “Abdullah, Abdullah!” (pencere açılır.)
– “Geliyorum!” (pencere açık kalır.)
(Sonra koşan Abdullah’ın arkasından bir ses gelir, tabii Abdullah’ın hızına yetişebilirse!)
– “Abdullah, sana kaç seferdir söylüyorum; şu pencereyi açtığın gibi kapat. İçeriye toz da doluyor. Abdullah, Abdullah! Kime diyorum ben! Kıracağım bir gün o elini! (Söylenen son söz ani bir patlama sonucu çıkmıştır. Ve hemen gözünün önünde artık ne canlanıyorsa ana yüreği dayanamaz. Ve daha yumuşak bir tonda ve sessizce) Tövbe, Tövbe! Allah’ım günah yazma. Evlatlarımı koru Rabbim.” (diye söylendiği duyulur.)

Sevgili pencere! Senin kıymetini çok iyi bilenler yine eski topraklar. Ne çaylar kahveler içilmiştir senin önünde. Ah bir de ağzın olsa ne güzel olurdu. Hem çay hem de muhabbet yoldaşı olurdun. Ne de olsa hepimiz şu dünyada yolcuyuz. Çoluk çocuğu, torun tombalağı uzakta olanlar için de gözü yollarda denir. (Genelde kendilerini rahatlatmak için söylediklerini sanıyorum. Belki ‘’kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!’’ manasına geliyor olabilirler.)

Pencere de pencere…

Bu yollara nereden bakarlar? Tabii ki pencereden… Hele bir de hayat yoldaşını kaybetmiş ve tek kalmış kişiler neredeyse günün 24 saatini pencere önünde geçirirler. Tabii sen, sevgili pencere, sana çok saygı duydukları için karşında hazır ol da beklediklerini düşünerek memnun da olabilirsin! Bir pencerelerinin önünde yatarlar. Diğer pencerenin önünde otururlar. Hele bir de pencereden tanıdık birini, bir araba görürlerse… Hele bir de yüzünde gülümseme ve sevinçle birileri ona el sallıyorsa! Ve hızlı adımlarla ona kavuşmak için çabalıyorsa… İşte o zaman kusura bakma sevgili pencere ama kapıyı açmak için seni biraz yalnız bırakmak gerekiyor.

Bu arada sevgili pencere, biliyorsun ki her kadı kızının da bir kusuru vardır. Ve senin de artık kusurun mu yoksa muzipliğin mi ya da dilim varmıyor ama uyuzluğun mu bilemiyorum. Her şeyi de gösterme ve herkese de açılma! Çocuklar sokakta oynuyor, park var da gitmediler mi sanki? Hemen bir pencere açılıyor ve bütün çocuklar kovuluyor. Nereye gidecek bu çocuklar? Ya gösterme, ya açılma, ya da sesi geçirme… “Bir zamanlar sokakta çocuk sesinden durulmazdı, şimdi tık yok! Ortalık, zaman çok bozuldu…” diye şikayet ediyor birileri. Hakları var mı? Hakları olsa ne yazar! Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye. Git park gören bir evde otur. Tabii orada da çocuk görebilirsen!

Pencereler…

Bir de okul bahçelerini dikizleyenler var. Sevgili pencere, burada sana çok lafım yok. Çünkü telefonun gölgesinde kalıyorsun. Ama içimde kalmasın söyleyeyim. Son ders zili çalmadan, belki çaldı da duymadık sananlar olurdu. Birkaç kanı deli kaynayan fırlama zaman kaybetmemek için kapı yerine duvardan çıkmaya çalışırdı. Sanki okuldan kaçıyorlarmış gibi delikanlıları ispiyonlayanlar çıkardı. Ey pencere, sen onlara göstermezsen onlar büyük bir iş yapmış gibi hemen telefona koşup müdürü arayamazlar. Ya, senin bir filtren olsa hiç fena olmaz. Tabii, Sezar’ın hakkı Sezar’a! Okulun etrafında dolaşan kötülükleri görmeleri ve polise bildirmeleri güzel bir davranış. Bunları elbet göster ve o telefon da polisi arasın. Ama müdürü aramak ne ya? Ne olmuş yani! Zili çaldı sanıp geç kaldık diye duvardan çıkmaya çalıştıysak! O cetvele zaten ayrı uyuz oluyorum… Neyse bu mevzuyu kapatalım konu dağılıyor. Cetvelin acısını az kaldı sana kusacaktım sevgili pencere. Ama yine de filtre meselesini unutma!

Kısaca bir de Mapushane penceresine parmak basalım. Kısaca diyorum çünkü bu çok derin bir mesele. Burada sadece yüzeysel olarak değinmek istiyorum. Koğuş penceresinden bakınca parmaklıklara çarpıyorsun. Hücre penceresinden bakınca parmaklıklardan sonra bir de tel örgü var! Diğer mahkumlarla alışverişi önlemek için miş miş miş… Yersen! Bunlardan bakışlarını kurtarabilirsen pat diye duvara çarpıyorsun. Neyse ki yer çekimi bakışlarda farklı çalışıyor, duvardan sürüne sürüne yukarı çıkıyorsun. Dikkat et, dikenli/jiletli teller var. Tabii önce avlunun üstüne serilmiş olan çit ve kafes tellerini aşmış olman lazım. Dikenler batmazsa jiletler kesmezse az bir parça gökyüzü görebiliyorsun. (Zamanla yetenek kazanıyor ya da alışıyor insan! Ama ilk başlarda çok canın yanıyor maalesef…) Şansın varsa özgürce uçan kuş ve uçak bile görebilirsin. Gece yıldız görenler bile olmuş diyorlar! Pencere, senin dilin olmasa bile sende oluşan kendi yansımanla az konuşmadım… Öyle işte sevgili pencere sen çok kıymetli ve özelsin benim için. Sana teşekkür etmeyi denemek istedim.

Teşekkürler pencere.

9 Şubat 2022

Afyon T/1 C-22

Bir Yorum Bırakın