Ulu Önder Atatürk’ün Hastalıkları

Ulu Önder Atatürk'ün Hastalıkları
Yazar: balkes

Kısacık bir ömre neler sığar? Bir ülkeyi yeniden yaratma, sayısız zaferler, hatta adını tarihe yazdırma. Elbet bunun bedelini yaşadığı hastalıklarla, yaralanmalarla, kazalarla, travmalarla; canını hiçe sayarak gözü pek bir şekilde savaş meydanlarında ömür geçirerek verdi Ulu Önder Atatürk. Özetle, Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı travma, kaza ve hastalıklara bakacağız.

Atatürk’ün Yaşadığı İlk Travma: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk yaşadığı ciddi hastalık ve travma çocukluk dönemindeyken ( Makbule hanım dışında ) 4 kardeşini erken yaşlarda kaybetti. 20 yaşına geldiğindeyse Naciye adındaki en küçük kardeşi de vefat etti.

Difteri ve Kuşpalazı Hastalığı: Erkek kardeşleri Ahmet ve Ömer gibi küçük yaşta difteri ve kuş palazı geçirdi.

Sıtma Hastalığı: Hayatı boyunca nüksetti. Manastır’da (şu anki Kuzey Makedonya) askeri liseye henüz yeni başladığı sırada 15 yaşında sıtmaya yakalanmıştır. Çocukluk ve gençlik döneminde geçirdiği ağır hastalıklar bünyesini zayıflatmış ve ilerleyen dönemlerde de bunun kötü etkilerini yaşamıştır.

Sol Gözü ve Şehla Oluşu

Sol Gözündeki Kalıcı Hasar: 8 Aralık 1911’de Binbaşı olarak savaş meydanlarında olan Mustafa Kemal ; daha 30 yaşında genç bir subay olmasına rağmen ve Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprağı olan Trablusgarp’a gitti. Bingazi’den İskenderiye’ye yola çıktıktan sonra bir hastalık geçirdi. Derne’deki 16-17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralanıp 1 ay hastanede tedavi gördü. İtalyan savaş uçaklarının alçak uçuş esnasında ki bombardımanında, bir harabeden sıçrayan kireç taşı parçası şiddetle yüzüne çarptı ve ömrünün sonuna kadar sol gözünde kalıcı hasar bıraktı.

Atatürk’ün sol gözünü şehla (hafif şaşı) olması bu sebebe bağlıdır. İstiklal Harbi başlamadan Zübeyde Hanım ile birlikte Şişli’de bir evde kalıyordu. O dönemde de gözündeki ağrılar nüksetmiş ve ameliyat olmuştu. Savaştaki yol arkadaşı Fuat Bolca şöyle anlatır: “İşte bu sırada gökyüzünde bir gürültü duydum. İki İtalyan hücum uçağı çok alçaktan uçuyor ve bizim arkamıza saldırarak bombalarını koyuveriyordu. Mustafa Kemal’in yanına vardığımda onun yüzünü tanınamaz bir halde buldum. Bir elinde kılıcı vardı, diğer elinde mendili gözünü kapatıyordu. Yaralandığını zannettim. Hayır, yaralı değildi. Ancak harabeler arasında yıkılan bir sütundan fırlayan kireçli bir taş parçası şiddetle gözüne çarpmıştı. Sönmüş kireç olmasına rağmen, bir kısmı göze nüfuz etmişti.”

Kalbine Şarapnel Parçası Geldi: “10 Ağustos 1915, vurulduğumun duyulması bütün cepelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumda kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı.” Albay Mustafa Kemal Çanakkale Cephesi Anafartalar Kumandanı 1915. Çanakkale Cephesi’nde şarapnel parçası kalbine isabet etti, sıtma hastalığı nüksetti.

Kronik Böbrek Rahatsızlığı Çekti: Atatürk, Çanakkale Savaşı boyunca, sıtmanın yanında böbrek rahatsızlığı da çekti. (1917) Veliaht olan Sultan Vahdettin ile Almanya’ya giden Tümgeneral Mustafa Kemal’in bu rahatsızlığı daha da arttı. Mustafa Kemal Paşa bu sebepten dolayı Avusturya’nın Viyana şehrine gitti. Bristol Oteli’nde kalan Mustafa Kemal Paşa’nın Cottage Sanatoryumu’nda tedavisi başladı ve Karlsbat’da (Carsbad) da kaplıca tedavisi gördü.

Hastalıklarını Bir Bahane Olarak Görmedi

Kulak Egzaması: Atatürk’ün gençliğinden itibaren kulak egzaması vardı. 1926’da Bursa’da kulak egzaması nüksetti. Bu nedenle ile sık sık kulak iltihabı geçirdi. Aşırı kulak hassasiyeti, yanma, kanama, kulak ağrısı, İşitme sorunları, kulak çınlaması ve ateşlenme gibi belirtileri olan bu hastalıkları savaş meydanında yaşıyordu.

“Durmadan tespih çekerdi, sonradan öğrendim ki bunun sebebi yakın zamanda sıtma nöbeti geçirmesiymiş.”

Amerikan Heyeti Başkanı General Harbord 

Tekrarlayan Hastalıklar Ve Ağır Nöbetler: Milli mücadele dönemi sıtma nöbetleri geçirdi. Tümgeneral Mustafa Kemal Paşa’nın, Milli Mücadele için gittiği Samsun’da böbrek rahatsızlığı nüksetti. Havza’da kaplıcadan faydalanan, Mustafa Kemal Paşa Sivas Kongresi sırasında da nöbet geçirdi.

Kaburga Kemikleri Kırıldı: “Mustafa Kemal’i hiç bu kadar yorgun ve ümitsiz görmedim.” Halide Edip Adıvar; bu sözleri geceleri ağrıdan uyuyamayan, kronik ve nöbetleri olan hastalıklarla savaşan, sürekli yüksek ateşle cephelerde gezen Atatürk için söylemişti.

İstiklal Harbi’nde 3 Kaburga Kemiği Kırıldı: Mustafa Kemal Paşa 12 Ağustos 1921’de Ankara Polatlı’da cepheyi incelerken atın ürkmesi sonucu düştü ve üç kaburga kemiğini kırdı. 5 gün sonra tam iyileşmeden 17 Ağustos’ta cepheye dönmek zorunda kaldı. 5 günde parmak kesiği bile iyileşmezken O ; 3 ağır kırıkla cepheye savaşmak için döndü.

Halktan Gizlenen Kalp Krizleri: Küçük yaşlardan beri savaş gören Mustafa Kemal Paşa, istediğini elde etmiş ve Cumhuriyet ilanı gerçekleşmişti. 2 hafta sonra, 11 Kasım günü Çankaya Köşküne Doktor Refik Saydam gelmişti. Sebebi, Latife Hanım’ın zatürre geçirmiş olmasıydı.

Öğle yemeği yerken fenalaşıp masadan kalkamadı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı. İmdadına Doktor Refik Saydam koştu. Yanında getirdiği morfini Mustafa Kemal Paşa’ya enjekte etti ve Paşa ölümden döndü. Krizi aşırı yorgunluk ve stres tetiklemişti.

Ulu Önder Atatürk, ilk kalp krizini geçirdiğinde 42 yaşındaydı. 2 gün sonra 2. kalp krizi. İkinci kalp krizi 2 gün sonra Atatürk’ü bu sefer Çankaya Köşkü’nün bahçesinde yakaladı. Köpeği Foks ile oynayan Paşa bahçede kahve içerken bir anda yere düştü. Teşhis yine aynıydı; çok çalışmak ve stres kalp krizlerine neden olmuştu.

Bir Kalp Üç Kriz

Mayıs 1927’de Nutuk’u hazırlarken 3 gün uyumadı 3. kriz geldi. Atatürk, İstiklal Harbi dönemini kaleme aldığı Nutuk’u hazırlarken 3. Kalp krizini geçirmişti. Sağlık Bakanı Refik Saydam ve Doktor İsmail Arar’ın müdahale ettiği Atatürk’ün bu gelen son kriz ile çok acı çekti ve kas gevşetici iğnelerle sakinleştirilebilmişti. Atatürk’ün 23 ile 28 Mayıs’ta da kalp spazmları geçirdi. Artık kalp spazmlarıda rahat vermiyordu.

Zatürre: 1936 Kasım’ında Cumhurbaşkanı bir sabah yüksek ateş ve şiddetli ürpermeyle uyanmıştır. Ateşi 39’du ve vücudunun sağ tarafında şiddetli bir ağrı hissettiğini söylüyordu. Ata’mız bu kez de zatürre olmuştu.

Karaciğer Büyümesi ve Siroz: İlk siroz teşhisi, 1938’in Ocak ayında vücudunda kaşıntı başlayınca kondu ve Yalova’ya kaplıca tedavisine gitti. Bursa Kaplıca Müdürü Doktor Nihat Reşat Belger tarafından Siroz hastalığının ilk teşhisi konulmuştur.

Vasiyetini Yazdı, Komaya Girdi: Atatürk, 26 Mayıs 1938 günü son defa Ankara’dan ayrıldı ve İstanbul’a hareket etti. 1938 Eylül’de sağlığı iyice bozuldu. Bunu anlayan Cumhurbaşkanı, 5 Eylül 1938 günü vasiyetini yazdı. Ertesi gün Dolmabahçe Sarayı’na gelen Atatürk’ün karnından tam altı litre su almıştı. 16 Ekim 1938 günü öğleden sonra ağır bir komaya girdi. Bu kritik durum 5 gün sürdü.

Ulu önderimiz Atatürk, 10 Kasım 1938’de hayata veda etti.

Not : Ulu Önder Atatürk’ün naaşına neden tahnit uygulandığı, ölümünün Fransız Doktor Fissenger dahil kimsenin alkole bağlamaması sebebiyle kasıtlı olduğu sır perdesini ve ölümünden sonra neden mecliste araştırılmasını yaveri hariç kimsenin istememesini ayrıca ele alacağız. 

Huzur içinde yat Paşam.

Bir Yorum Bırakın