Vekil asılın yerine geçer mi? Vekil ve asıl kavramlarınadan yola çıkarak. Avluda muhabbet eden arkadaşların yanına oturdum, konuşulanları dinliyorum. Laf ister istemez döndü dolaştı yapılan zulümlere, yaşanan-yaşatılan mağduriyetlere, acılara, hüzünlere geldi. Hakimlerin, savcıların yaptığı kanunsuzluklara, usulsüzlüklere bir şeyler söylenirken bir arkadaş;
+Biz ne yapabiliriz ki? Hukuk bilgimiz yok. Ben öğretmenim, o polis, şu düz memur, bir diğeri asker, biri esnaf… Yani hukukçu değiliz.
-”Kanun ve hukuk işlerini bilmek zorunda olan meslekler belli! Ve devletle bağı olmayıp gerçekte bizleri savunan Avukatlar nerede?” diye söze girdim.+Onlar ne yapsın? Hukuk yok, adalet yok.
-İşlerini yapsınlar. Hukuk sistemi yozlaştırıldı veya zulüm için kullanılıyor diye işlerini yapmayacaklar mı? İşi bilen, işi savunmak olan onlar değil mi?
+Onlar korkuyor.
-Korkunun ecele faydası var mı? Biz ne yazacağımızı, ne ve nasıl yapacağımızı biliyor miyoruz? Hayır. Üstelik, bize her şeyi yasak.
+Öyle. Bizim avukata ulaşılamıyor. Birkaç ‘tutukluluk haline’ itiraz etti. Duruşmada bir iki laf söyledi ama onu ne ben ne de ailem görüyor veya ulaşabiliyor.
-Yaptıkları itirazları gördünüz mü? Ne yazmışlar, ne yazıyorlar! Ben kaç sefer haber gönderdiğim halde görmedim.
+Biz de görmedik.
-Aralarında işini doğru yapan birkaç kişi varsa (ki bana hiç görünmedi) onların adına seviniyorum ve onlara aynı zamanda acıyorum. Çünkü işlerinin hakkını verdikleri halde yetmiyorlar. Burada sadece avukatları kastetmiyorum, ihraç Hakim ve Savcılar da dahil.
+Evet ya! İhraç Hakim ve Savcılar var di mi?
-Var! İhraç olunca ne oldu onlar? cübbeleri ile birlikte bilgileri de mi çıkarıldı üzerlerinden?
Beyin Sağllığını Korumak Çok Önemli!
+Yine beyin yakan durumlarla karşı karşıya kalıyoruz…
-Konuyu saptırmadan devam edeyim. İşlerini yapanlar varsa bile çok büyük çoğunluk nerede? Yok değil. Aslında bizzat zulme hizmet ediyorlar. Ve eminim ki bunu gayet farkındalar. Çünkü işleri zaten hukuk değil mi? Yaşadığın bir şeyi sizinle paylaşacağım; Kaldığım bir koğuşta Avukat vardı. Allah ondan razı olsun, bize çok yardımcı oldu, çok iyi biriydi. Onunla konuşurken bir şey dikkatimi çekti, bu zindanlarda herkes kendini her şeyiyle gözden geçiriyor ve güzelleştiriyor diye inanıyorum.
Bu Avukat abimize avukatımın gelmediğini ve ACM’ye, istinafa, yargıtaya yazdığı dilekçeleri göstermediğini söyleyerek biraz serzenişte bulundum. Avukat abi “O senin avukatın. Sen ona vekalet verdin, o yüzden sana göstermesine gerek yok ve senin yanına gelmese de işini yapabilir” dedi. “Vekil asıl’ın yerini tutar mı?” dedim.
(Bu sırada mühendis bir arkadaş Avukat abinin söylediğini desteklemek için söze girdi)
+Vekil olması, zaten asıl’ın yapamadığı işi yapmak değil mi? Ben mühendisim ve mühendisliği ben biliyorum. Bana işi veren kişi beni bu yüzden tutuyor. O yüzden işimi nasıl yapacağımı bana söyleyemez. Benim onda değil, onun bana ihtiyacı var.
Asıl mı? Vekil mi?
-Çok güzel. Çok güzel bir noktaya temas ettin. Bakış açınızı genişlettiğin için teşekkür ederim. Önce avukat abiye ne söylediğimi söyleyeyim, sonra genişleyen bakış açısına da bir iki cümle söyleyeyim. Avukat abiye; “Nasıl yani? Benim neden ve nasıl burada olduğumu gerçekte bilmeyip (umursamayıp), dosyaya bakarak okuduğu veya dikkat ettiği kadarına sadece tahmin ederek -ki burada hüsnü zannediyorum, çünkü dosyaların gizli olduğunu (bunu zaten bize avukatlar özellikle söylüyor) ‘tabii dosya varsa’ ve avukatların da hiçbir şey bilmedikleri ortada- adımıza savunma ve itirazlar hazırlıyor. Ve bizimle, yani Asıl ile görüşmemesi normal ve doğru mu?”
Avukat abi; “O sadece kanun maddelerini yazıyor” diye yumuşatmaya çalıştı. “Ben neyim ve ne ile ilgili kanun maddesini yazıyor? Benimle görüşmeden ve ben onun bilgisini gerçek ile harmanlamadan nasıl olacak bu iş? Ben zaten ‘tutuluyum’, kısıtlıyım. Bu yetmiyor gibi benim vekilim yani elim, kolum, dilim olan kişi benimle alakası olmayan iş yaparak bana daha çok zarar veriyor.” dedim. Avukat abi; “Söylediğin şeyi anladım. Umarım artık buna benzer hataları yapmayız ve işimizi doğru şekilde yaparız. Öğrenmek bitmiyor desene!” diye güldü, güldük. Gelelim senin mühendislik işine. Ortaya örnek koyalım ki anlaşılması ve kavraması kolay olsun. Mesela bir köprü işini düşünelim. Ben bir mühendise gidip bir köprü istediğimi söylesem ve param olduğunu söylesem bu mühendis için yeter mi?
+Yeter tabii. Mühendis hemen sana birkaç köprü örneği gösterecektir.
-Yani yetmez diyorsun aslında. Çünkü bana örnek gösterebilmesi için aslında benim nasıl bir köprü istediğimi bilmeli değil mi? Ne kadar uzunlukta, su üstüne mi, dağ arasına mı, ağaç arasında mı…. yani nereyi yapılacağını. Ayrıca insan için mi, araç için mi gibi birçok soruyu bana yani ‘asıl’a sorması ve anlaması gerekir değil mi?
Asılın Yerini Hiçbir Vekil Tutmaz!
+Evet çok haklısın. basitçe ifade edersek; aynen öyle.
-Yani avukat gibi mühendis de ‘asıl’ın yerine geçemez ve ‘asıl’ın yerini hiçbir zaman, hiçbir şekilde tutamaz.
+Evet.
-Burada şunu diyebilir miyiz: Avukat ve Mühendisler demek ki işlerle ilgili sadece yol gösterici ve ‘asıl’ın verdiği kararın uygulayıcılarıdır. Mühendis istediğim köprünün görünüşünü, şeklini cebimdeki parama göre süsleyebilir, geliştirebilir. Tabii önce yapması gereken işi yani istediğim köprüyü sağlam ve doğru şekilde yaptıktan sonra. İşini doğru ve sağlam yapması müşterinin parası ile alakası yoktur, bu zaten olması zorunlu olandır.
+Çok doğru ve güzel bir tespit, gerçekten.
Bir arkadaş:
+Doğru, yani gerçek avukatlara ihtiyaç var, hem de çok. Allah ayağımızı kaydırmasın, işimizi doğru yapmamızı ve doğrularla beraber olmayı nasip etsin. Yamukların hareketlerini kısıtlasın, hatta bitirsin inşallah. Ne emrediyor Rabbim; “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” biz olalım, olanlardan olalım inşallah.
-Amin amin amin…
Hayat devam ediyor:
+Yemek geliyor galiba, maltadan karavana sesleri geliyor. Çayı koyan oldu mu acaba?
-Ben hemen koyuyorum…
Mayıs 2019
A-23
Menemen T tipi CİK
