Nesneler: Kutu başlığı altında bu hafta mapushanelerde kutu ve saklama kabı nesnelerini farklı bir bakış açısıyla ele alacağız.
Mapus hayatının en kullanışlı nesnesi kutuydu. Her yerde kutu vardı. Hatta her kutunun içinde yavru kutular da vardı.
‘Kutuculuk’ öyle bir noktaya gelmişti ki; kutusu olan rahattı. Bu bazen saklama kabı oluyordu bazense karton kutu oluyordu. Hatta bir seferinde trileçe gelmişti. Üstü açık, tepsi şeklinde ve gümüş gri renginde tüm koğuşa gelen trileçenin karton kutusunu bir arkadaş önce hafifçe yıkayıp sonra ıslak mendille silmişti. Kuruduktan sonra müthiş bir kutusu olmuştu. Adeta göz alıcıydı. Ona neler yerleştirilirdi ya!
Kutunun o kadar çok işlevi vardı ki: Mesela kimi evraklarını diziyordu. Kimi küçük saklama kaplarına çerezleri istifliyordu. Kimi de yabancı dil kelime kartlarını… Taşınmada da çok işe yarıyordu.
Ne kadar çok işlevi olursa olsun ve her ne kadar bir kutucu (bilinçli bir kutucuydum) olsam da kutuculuğa karşıydım. Mapushanenin ‘müteahhitleri’ diyordum ben onlara. Her yeri kağıt ve plastikten çarpık bir yapılaşmaya götürüyordu bu kutuculuk sistemi.
Kutuculuk
Merakla takip ettiğim yazarlardan bahtiyar çok sevdiğim Mapus Yatma Yeri Değildir yazısında:
“…Bu arada koğuşun her tarafı kutu dolu. Boy boy kutular var. Benim dolaptaki Cicibebe kutusu da dikkatinizi çekmiştir. Reçel, çikolata, tomurcuk, zeytin, peynir… Aklınıza gelebilecek her türlü kutuyu (daha doğrusu kantinde satılan her çeşit malzemeyi) her yerde görebilirsiniz. Mesela çöp kutularımız 5 litrelik pet şişelerden. Kafa kısımlarını kesiyoruz ve al sana çöp kutusu, sebzelik, falan filan… Hatta avluda pet şişelerden meyve ve sebze koymak için yapılan ağaçlar var. Bunlar bile başlı başına ayrı hikaye.
Arkadaşımın dolabında gördüğünüz uçak ve araba gibi oyuncaklar da açık görüşler öncesi olmazsa olmazlardan. Pardon, biz kutulardan bahsediyorduk, konuyu saptırmayalım. Bir de kantinde satılan bir, beş ve on litrelik saklama kapları var. Yatakların üzerinde gördükleriniz 10 litrelik saklama kabı. Kur’an okunurken ve yazı yazarken yükselti olarak bile kullanılıyorlar.
Dolayısıyla kutuculuk muhpusculuğun olmazsa olmazı. Kutuculuk bazı arkadaşlar için resmen sanat olmuş. Hangi kutu nasıl kullanılır, yeni kutulara yeni yer nasıl açılır gibi pratik bilgilerde resmen uzman olmuşlar. Onlara sormadan kutu kullanmıyoruz. En azından ben fikir danışıyorum. Kutular olmazsa koğuşta bırak oturmayı adım atacak yer kalmazdı. Hatta Allah sizi inandırsın (inandın mı?) mübalağa etmiyorum…”
Nesneler: Kutu ve Saklama Kabı
Cicibebe kutularını Anayasa Mahkemesi ve AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) başvurularımı istiflemek için kullanıyordum.
10 litrelik saklama kabı içine mektup ve zarfları, kantin fişleri, açık görüş fotoğraflarının olduğu albümler ve defterler dolduruyordum.
5 litrelik saklama kabı içine ise çerez (üzüm ve fıstık), çikolata ve yedek kahve istifliyordum. Tabiki 5 litrelik saklama kabı içinde 1 litrelik yavru saklama kapları ile birlikte oluyordu tüm bunlar…
Bir de vazgeçemediğim plastik reçel kavanozları vardı… İtalyanca kelime kartlarını bu reçel kutularının içine atardım. Kapağını açıp tek tek içinden çekip tahmin etmesi çok eğlenceliydi.
Dolayısıyla mapushanede kutuculuk önemliydi! Hatta düzenli biriysen boy boy; çeşit çeşit kutuların olmak zorundaydı!
Kantine o hafta yeni bir şey gelmişse “Belki kutusu da vardır!” deyip çok yazmışımdır kantin fişine.
Her yeni kutu sonrası herkesin kalbinde tek dua vardı: “Bu kutuyu doldurmadan evimde olayım!”
Bu kutuyu doldurmadan evimizde olalım!
