Nesneler: Çikolata ve Kahve

Nesneler: Çikolata ve Kahve

Nesneler: Çikolata ve Kahve başlığı altında bu hafta mapushanelerde çikolata ve kahve ikilisini farklı bir bakış açısıyla ele alacağız.

Belki çikolata ve kahve nesne olarak tanımlanamaz. Ama zihinde nesnelesen bazı durumları söz konusuydu. Mapushanede saklanamayacak bazı şeyler vardır. Örnegin çikolatanın jelatin sesi. Ne kadar ses olursa olsun bir çikolata yiyecekseniz o jelatini yırtarken mutlaka gözler ve kulaklar size dönerdi. İmkanı yok saklayamazdınız. Bir kahvenin kokusunu da gizleyemezdiniz. Çikolatanın jelatini ve kahvenin kokusu nesneleşmiş birer varlık olarak havada asılı kalırdı.

Çikolata ve kahve ikilisinin güzel yanı; yeni bir sohbete davetti. Talepci yönü olan bir davetti bunlar… Tek talep ettikleri biraz laklaktı. Bugünlerde bu laklakların yani çikolata ve kahve sohbetlerinin meyvelerini alacağımıza inancımız tam. Hiçbir şey tesadüf degildir. Olamazdı. Kahve yapan ve getiren, hatta yanına da çikolata tutuşturan biri nasıl tesadüfen bizi davet eder ki! Her şey birbiriyle bağlantılı.

“O çikolata jelatini karanlıkta çok ses çıkarır kardeş! Ama yine de sen bilirsin. Ayrıca yalnız yiyen yalnız ölür!”

Sataşmalar böyle başlardı. Tatlı sataşmalar. Muhabbet arayan sataşmalar…

Kahve eksik gelmişse; -sataşmalar bir adım ileriye gidip- “Sen su bile vermeyen zihniyetin adamısın!” denirdi. Hemen eksik kahve tamamlanır. Muhabbet çemberi genişlerdi.

Sigarayı ‘Eti Canga Çikolata’ ile bırakan bile gördüm. Bu sefer de onun bağımlısı olmuştu tabi… Yine de daha iyi degil mi? Bence iyi!

Kantin listesi her hafta didik didik edilirdi. Belki yeni bir şey bulurum diye. Yeni bir tat aranırdı uzun uzun… Hele bir de yeni kantin listesi geldiyse o liste kim bilir ne zaman eline ulaşır!

O hafta telefon görüşünde, açık veya kapalı görüşte güzel haber alan biri varsa tüm koğuşa çikolatalar ondandır. Bu değişmez! Adettendi!

Kare çikolata dediğimiz çeşitlerden, “Eti Damak” ve “Ülker Çikolata” vardı. “Tamirciler” içinden çıkan aluminyum folyo -iletkenimsi- ile acayip şeyler yapıyordu. Birkaç örnek verecek olursam; TV kumandası tamiri ve radyo kulaklığı jak girişi tamirinde sık sık kullanılmaktaydı.

Latte? Espresso? Hemen Hazır.

Kahvenin çeşidi çok yoktu! Türk Kahvesi, Nescafe Classic, Nescafe Gold vardı kantinde… Tabi bu üçünün birden bulunması imkansız gibi bir şeydi! Bayram günlerinde, bayram kahvaltısından sonra Türk Kahvesi içerdik. Tabi diğer günlerde de içenler vardı. Ama ben daha çok Nescafe Classic’ciydim. Nescafe Gold kantinde gereksiz pahalıydı. Her hafta zam geliyordu resmen!

Nescafe Gold paketinde çok iyi “Tavuk Doner” veya “Et Doner” ısıtılırdı. Nasıl mı? Nescafe Gold paketinin içine et veya tavuk doneri dolduruyorsun. Sonra paketin çıtçıtlı ağzını kapatıyor ve semaverin içine atıyorsun. Boylelikle kaynayan suyun içinde dönerin de pişiyor. Afiyet olsun!

Türk Kahvesi kutusunun içinde kahve poşetleri, tahta karıştırma çubukları ve minik karton bardaklar çıkıyordu. Tahta kaşıklar biriktirilir ve yeterli sayıya ulaştığında; açık görüşte çekilen toplu fotograflar için çerçeve yapılırdı. Efsane olurdu! Bir sonraki açık görüşte aileye hediye edilirdi. Yüzlerde tebessümün unutulmayan hazzı! Ah Görüşçülük ah! Sen var ya sen! Koca koca adamları pamuk gibi eden sen!

Süt kutusunda latte yapmak zaman alıcıydı. Ama -o şartlarda- sonuç mükemmeldi! Aslında basit bir yapımı vardı. Önce espresso yapılırdı. Nasıl? Üç kaşık Nescafe Classic, bardağın içine dökülür. Semaverde kaynamış su ile bardağın dörtte biri doldurulur. Kahve iyice suya yedirilirdi. Sonra semaverin üzerinde olan; kapağı açık süt kutusu içindeki az bir süt buharda kaynar. O kaynar sütün kutusundaki kapağı kapatılır. Azıcık çalkalanır. Hemen köpüren o süt; kahve ve su ile çeyreği dolu olan bardağa dökülür. Efsane latte karşınızda! Tabiki yanında çikolata var.

Her latte sonrası herkesin dilinde tek dua vardı: “Bir sonraki kahveyi evimizde içelim!”

Bir sonraki kahveyi evimizde içelim!

Bir Yorum Bırakın