Dünyadaki tek masumiyet ölüm müdür? Yoksa, doğum mudur? Hangisine siz karar verebiliyorsunuz? Peki ya masumiyetinize kim karar veriyor?
Bazı insanlar için doğum, masumiyet sembolü olarak görülmüştür. Çünkü, bu noktada insan henüz hiçbir suç işlememiştir ve önünde temiz bir sayfa vardır. Diğerleri için ise ölüm, masumiyetin korunmasının tek yolu olarak görülmüştür. Çünkü, hayatta kaldıkça insanların hata yapabilecekleri ve suç işleyebilecekleri düşünülmüştür.
Masumiyet kararını vermek, genellikle bir mahkeme veya hukuk sistemi tarafından yapılmaktadır. Hukuk sistemi, kanunlar ve kurallar dahilinde suçlu veya masum olduğuna karar vermektedir. Ancak yine de, bu kararlar da kişisel yargılama ve değerlendirmelerin sonucudur. Dolayısıyla, hatalı olabilirler.
Sanık masum olduğunu ispatlayarak kendini aklamalı mıdır?
Sanık, hukuki prosedürlerin gerektirdiği şekilde suçsuzluğunu ispat etmek için çaba göstermelidir. Yargılama sürecinde savunma ekibi tarafından sunulan deliller ve tanıklar, sanığın suçsuz olduğunu kanıtlamaya yardımcı olabilir.
Ancak unutulmamalıdır ki, bir suçlama karşısında sanık masumiyetini ispatlamakla yükümlü değildir. Yasalar, sanığın suçlu olduğunun kanıtlanması gerektiğini öngörerek, bu ilkeye “masumiyet karinesi” adını verir.
Sonuç olarak, bir sanık kendini aklamak için çaba göstermeli ancak masum olduğunu ispatlamak zorunda değildir. İddianın kanıtlanması ise savcılığın sorumluluğundadır.
Masumiyet Karinesi İlkesi Neden Konmuştur?
“Suçsuzluk” ilkesi, modern hukukun temel prensiplerinden biridir. Bununla birlikte, insan haklarına saygı duyan demokratik toplumların temel değerlerinden birini oluşturur. Bu ilke, bir kişinin suçlu olduğunun kanıtlanmadığı durumlarda, o kişinin masum olduğu hususunun kabul edilmesi gerektiğini belirtir. Ayrıca bu ilke, devletin keyfi veya haksız şekilde kişinin özgürlüğünü kısıtlamasının önüne geçmeyi amaçlar.
İlkenin kökenleri antik Roma hukukuna dayanmaktadır. Roma hukukunda bir suçlama karşısında sanığın suçsuzluğunu ispatlamak zorunda olduğu kabul ediliyordu. Ancak günümüzdeki “Masumiyet Karinesi” ilkesi, 1789 Fransız Devrimi sırasında kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi‘nde yer almıştır. Bu ilke, sonraki yıllarda diğer devletler tarafından da benimsenmiştir.
Bu ilke, hukuki güvencenin sağlanması açısından son derece önemlidir. Suçlama karşısında masumiyet karinesinin uygulanması, kişilerin keyfi tutuklama ve cezalandırma gibi ihlallerden korunmasını sağlar. Bu nedenle, modern hukuk sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır.
Suçlu hakkında bütün delillerin toplanmamış bulunması, suçlunun tutukluluğunu değil, hakkında kesin deliller olmadıkça kişisel hürriyetine dokunulmamasını gerektirir.
Ölçülü olmak en büyük erdemdir. Hakikati söylemek ve doğru olanı yapmak ise erdemliliktir.
Kötü insanlar gerçeklerin düşmanıdır. Kendi dar ilgileri ve sorgulamadan kabul ettikleri görüşleriyle yaşayan insanlar hem hakikatin ne olduğunu bilmezler hem de hakikate karşı direnip muhalefet ederler. Oysa ki, her sanığı, suçu sabit oluncaya kadar masum farz etmek gerekir. “Farz etmek” ne kelime! Her sanığı, suçu sabit oluncaya kadar “masum” kabul etmek kanunen zorunludur.
Hangi masum, masumluğunu ispat için suçluyu bulmak ile mükellef tutulabilir?
Ya da hangi cinayet zanlısına “Katil sen değilsin, olanı bul ve kurtul!” denilebilmiş?
Peki ya hangi terör zanlısına “Terörist sen değilsin, olanı bul ve kurtul!” denilebilmiştir?
Denmemiş midir?
Hukuk, yerde kanlar içinde yatan kadını (onlarca kez bıçaklanan) korumuyor. Hukuk, eli bıçaklı adamı (onlarca kez bıçaklayan) koruyor. Dolayısıyla, böyle bir toplumda sakatlanmış bir hukuk vardır. Bununla birlikte, “Kışkırtılmış erkeklik” karşısında “Bastırılmış kadınlık” vardır o toplumda. Böyle bir toplumda da kadına şiddet ve taciz ne yazık ki asla bitmeyecektir!
